Kategori: Blog

  • Bilişim Sistemleri Aracılığıyla Hırsızlık Savunma Dilekçesi

    Bilişim Sistemleri Aracılığıyla Hırsızlık Savunma Dilekçesi

    Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-e maddesinde düzenlenen bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçu, teknolojinin sunduğu imkanlar vasıtasıyla taşınır bir malın veya ekonomik değerin rıza dışı ele geçirilmesini ifade eder. Bu suç tipi, nitelikli hırsızlık halleri arasında sayılmakta olup, banka hesaplarına yetkisiz erişim, internet bankacılığı dolandırıcılığı veya sanal varlıkların izinsiz transferi gibi eylemler bu kapsamda değerlendirilir. Yargılama aşamasında sunulacak savunma dilekçesi, sanığın suça iştirak iradesinin bulunmadığı, IP adresi çakışmaları, “oltama” (phishing) yöntemlerinde kullanılan üçüncü kişilerin rızası dışı dahil edilmesi veya teknik imkansızlıklar gibi argümanlarla maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından hayati önem taşır.

    Bilişim suçlarında en kritik savunma hattı, dijital delillerin (log kayıtları, MAC adresleri, HTS kayıtları) teknik bir titizlikle analiz edilmesidir. Çoğu zaman faillerin gerçek kimliklerini gizlemek amacıyla başkalarına ait internet hatlarını veya kimlik bilgilerini kullanması, masum kişilerin şüpheli konumuna düşmesine neden olabilmektedir. Dilekçede, suçun manevi unsuru olan “kast” faktörünün oluşmadığı, hesap hareketlerindeki olağan akışın suçla bağdaşmadığı veya bilişim sistemindeki güvenlik açıklarından kaynaklanan hatalı tespitlerin varlığı hukuki ve teknik argümanlarla desteklenmelidir. Mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesine dair taleplerin net bir şekilde formüle edilmesi, savunmanın başarısını doğrudan etkiler. Aşağıda, dijital verilerin ve ceza hukuku ilkelerinin gözetildiği, teknik derinliğe sahip bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık savunma dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık Savunma Dilekçesi Örneği

     

    …. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

                                                                                               …………..

    DOSYA NO           

    DURUŞMA GÜNÜ

     

    SANIK                    

    VEKİLİ                    :

    SUÇ                            Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık

    KONU                         Esas hakkındaki savunmalarımızdır.

     

             İddia- Müvekkilim ……….. hakkında ……… Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında; müvekkilimin Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık suçundan dolayı 5237 sayılı TCK’nun 142/2-e, 53, maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.

    Sanık …………. Savunmalarında Özetle; Kendisinin bilgisayarı zor bela kullanmasını bildiğini, diğer sanık …………’ı tanımadığını, kendisinin yanında da bu isimli bir bayanın çalışmadığını, üzerine atılı suçu kabul etmediğini böyle bir olaya karışmasının söz konusu olmadığını, kendisinin internet kullanmasını çok az bildiğini, üzerine atılı suçu işleyebilecek kadar bilgisayar bilgisinin bulunmadığını belirtmiştir.

    Dosya içinde bulunan müvekkilimin aksi kanıtlanmayan savunması ve maddi deliller bağlamında, müvekkilim ……….yönünden delillerin değerlendirilmesi;

    Mahkemenizce bilindiği üzere; Ceza Muhakemesi Kanununun ve Delil Hukuku açısından hazırlık soruşturmasında toplanan deliller hazır delil sayılmayıp, kuşkunun giderilmesi gerekir.

    Bu itibarla;  Delil, meydana gelen bir suçun aydınlatılmasına ve suç sanıklarının tespit edilmesine yarayan her türlü ispat vasıtasıdır. Hazırlık soruşturmasında yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen ve dosyada yer alan bilgiler birer “hazır” delil olmayıp, duruşma açısından şüphe sebebidir. Delil, asıl olarak son soruşturmada mahkeme açısından geçerli bir terimdir.” (Organize Suçlarla Mücadelede Gizli ve Örtülü Yaklaşımlar, Aytekin Geleri/ Hakan İleri, Sh: 223, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2003)

     

    Yine mahkemenizce bilineceği üzere;  kanuni değil vicdani/serbest ispat sistemi geçerli olduğundan ve maddi gerçek araştırıldığında, sanık ikrar dahi etse, ikrar dahil, tüm delillerin CMK’da delillerin irad ve ikame edilmesi usulünü gösteren hükümler çerçevesinde ortaya konulup tartışılmaları ve tam bir vicdani kanaat için görgü tanıklarının duruşmada dinlenilmeleri ve tüm delillerin bu suretle mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir (Ceza Muhakemesi Hukukunun olmazsa olmaz bu kuralını  Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29.02.1973 tarih, E. 1972/948, K. 1973/581 sayılı içtihadı da aynı şekilde desteklemektedir.)

    Bu itibarla; her delilin temsil ettiği olgu açısından tek tek ele alınarak ispat gücü testine tabi tutulması değil, diğer delil ve temsil ettikleri olgularla birlikte değerlendirilerek, delillerden ispat açısından bir kül halinde vicdani kanıya ulaşılması yani delillerin tümünden bir sonuç çıkartılması gerekir. Yargıtay’ın bir çok içtihadında buna ilişkin olarak “delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi halinde” sonuca gidilmesi şeklindeki yerleşmiş içtihatları bu doğrultudadır.

    Yineleyecek olursak; Evrensel Ceza Muhakemesi Hukukunun ve Yeni Ceza Muhakemesi Kanunumuzun kabul ettiği ana ilke, kişinin işlediği fiilinin, yapılan yargılama süreci sonunda veya yargılama sürerken fiili işlediğinin veya işlemediğinin sabit olduğu sonucuna, kuşkuya yer vermeyecek suretle varılmaması durumunda, mahkûmiyet kararı verilmemesi gerekir.

    Bunun yanında; Yargıtay’a göre “ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu araştırmada, yani gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekir. Gerçek; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Yoksa bir takım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması, ceza yargılamasının amacına kesinlikle aykırıdır.  Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkûmiyet kararından söz edilemez.  Bu ilke evrenseldir.” (Grabenwarter. Christoph, & 24. Yargılama Güvenceleri Adil Yargılama Hakkı (İHAS md. 6)) Çev. Osman Can) Karşılaştırmalı Güncel Ceza Hukuku Serisi- Adil Yargılanma ve Ceza Hukuku, Ankara 2004 sh. 242 den naklen)

     

    Yüksek Yargıtayımızda bir çok kararında yukarıdaki düşüncelere vurgu yapmış ve “Sanığın suçlu olup olmadığı kuşkulu kalmış ve mahkûmiyetine yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı durumlarda hükümlülük kararı verilemeyeceğini” belirtmiştir. (1. CD. 27.3.2003 tarih E. 2003/207, K. 2003/423)

    Bu açıklamalardan yola çıkarak netice olarak; olayı ispatlayacak delilin bulunmadığı kabul edilmeli ve iddianın kuşkulu olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda mahkûmiyet kararı  verilemez, beraat kararı verilmelidir. (2.CD. 15.9.2003 tarih E.2001/37508, K.2003/9299)

    Bu açıklamalarımızın ışığı altında;

    Müvekkil ………..  hakkında uygulanması istenen TCK kapsamında açılan sevk maddesi yanında, müvekkilime celse arasında verilen ek savunma bağlamında; müvekkilimin suçunun sabit olması halinde hakkında uygulanması istenen TCK’nun 244/1-4 maddesi uyarıncaSistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” başlığı altında düzenlenmiş olan fiile ilişkin hukuki değerlendirmelerimiz çerçevesinde; aşağıdaki görüş ve düşüncelerimizi Mahkemenize arz ediyoruz.

    Mahkemenizce bilindiği üzere;

    Maddenin 1. fıkrasının unsurlarının oluşması için; öncelikle, sistemin işleyişinin engellenmesi, işleyişin bozulması unsurlarının bulunması gerekir. Her iki hareketinde fiili işleyen failin her iki kasıtla da işlenebileceği düşünülecek olursa söz konusu hareketleri yapan failin doğrudan kastı belirlenemese bile, fiziki saldırı sonucunda sistemin çalışmasının aksayacağı, bozulacağını öngörmesi kaçınılmaz gibidir. Bu itibarla; faili doğrudan kastla sorumlu görmek, aksama veya bozma kaçınılmaz, mutlak görünmezse olası kastla sorumlu tutmak gerekecektir. (İsmail Malkoç Açıklamalı Yeni TCK Özel Hükümler, Sh.1580-1581, 2. cilt. 2006)

     

    Aynı şekilde;

    Maddenin 4. fıkrasına gelince; fıkrada geçen “başka suç oluşturmaması halinde ibaresiyle sınırlanmış olduğunu görmekteyiz. “Doğaldır ki, sayılan suçlar doğrudan gerçek ve irade sahibi insanlara karşı işlenebilecek dolandırıcılık suçları, ya da taşınabilir malı konu alan hırsızlık suçlarının sistemle ilgili hareketlerle oluşmayacağı bilinmektedir. Ancak sistemlerin verilerinin ve hizmetlerinin saptırılarak mallara ve çıkarlara ulaşılması şeklinde gerçekleşme mümkündür. Haksız çıkar sağlama, önceki fıkralarda yer alan hareketlerle failin şahsına veya bir başkasına sağlanan maddi, manevi çıkarlar anlamındadır.” (İsmail Malkoç Açıklamalı Yeni TCK Özel Hükümler, Sh.1585, 2. cilt. 2006)

    • Müvekkilimin işlediği iddia edilen ve ek savunma bağlamında; ek savunması alınan iddia edilen fiiline gelince; Müvekkilimin aksi kanıtlanmayan savunmalarında da ifade ettiği gibi, internet kullanımının sıradanlığı bir yana, internet yoluyla başkalarının internet sitesine (e-mail adresine, internet ağına, numarasına) girmek suretiyle, başka bir üçüncü şahsın hesabına para aktarılması olayı bir teknik birikimi ve kullanım tecrübesini gerektirmektedir. Müvekkilim kesinlikle bu teknik donanıma sahip kişi değildir. Maddenin birinci fıkrasında da izah edildiği üzere biran için iddia edilen suçunun yasada tanımlanan açılımına göre öncelikle doğrudan kasıtla işlenmesi gerekir, bunun saptanamaması halinde, kişinin olası kasıtla sorumlu tutulacağı öngörülmüş ise de, müvekkilimin söz konusu fiili doğrudan kasıtla işlediğinin düşünülmemesi bir yana, olası kasıtla da işlemesi olanaklı değildir. Her şeyden önce kendisi bu donanıma sahip bir kişi değildir.

     

    • Dördüncü fıkradaki yine fıkranın açılımına göre; “önceki fıkralarda yer alan hareketlerle, failin şahsına veya bir başkasına sağlanan maddi, manevi çıkar” söz konusu olması gerekir. Müvekkil Karadeniz Ereğli’de yaşayan ………’nın ………. Bankası neznindeki hesabına girerek üç kez diğer şüpheli …….’ın hesabına para aktardığı iddiasının her şeyden önce kabul edilebilmesi için;  önce müvekkilin müşteki veya diğer şüpheliyi tanıması ve diğer şüpheli ile arasında bir çıkar ortaklığının bulunması gerekir. Söz konusu eylemde müvekkil kendisine dönük olarak  şahsi veya manevi bir çıkar sağlamamıştır. Bunun yanında diğer şüpheli sanık  ………’ı da tanımamaktadır. …………’a çıkar sağlama yolunda hiçbir menfaati bulunmadığı gibi uzaktan yakından bir yakınlığı da bulunmamaktadır. Bu nedenle kendisine başkasının hesabını kullanmak suretiyle çıkar sağladığı iddiası bu açıklamamız çerçevesinde hayatın olağan akışına aykırı olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır.

     

    Kaldı ki; diğer şüpheli sanık ……….. müvekkilimin kendisi ile kişisel anlamda ilişkilendirilebilecek nitelikte hiçbir bağlantısının olmadığı bir yana, ……….’ın hazırlık ve Mahkeme ifadelerinin de birbirini yalanladığı açıkça anlaşılmaktadır.

    • Mahkemenizce çok iyi bilindiği üzere; ayrıca gerek televizyon kanallarında gerekse medya haberlerinde kişiye ait bilgisayarın başkaları tarafından (uzaktan erişim yöntemiyle) kişinin bilgisayarına hakimiyet kurmak suretiyle mevcut kayıtlarını elde ederek uzaktan işlem yapıldığı konusunda yaşanılan çeşitli olaylar devamlı olarak gündemden düşmemektedir.
    • Bunun yanında da; bir güven kurumu olarak bankalarında bu tür eylemlerin önüne geçilmesi yolunda objektif sorumluluk esaslarına göre sorumluluğunun olduğu bu itibarla da son dönem yayınlanan Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, Yargıtayımız değişik içtihatları ile de bu hususlara vurgu yaptığı görülmektedir. Bu açıklamamız çerçevesinde aşağıda yayınlanmış içtihadı da Mahkemenizin takdir ve değerlendirmesine sunuyoruz.

     

    Bir güven kurumu olarak faaliyet gösteren bankalar objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Bu nedenle, banka müşterisinin hesabında bulunan paranın, müşterinin haberi olmadan bilgisayar korsanlığı yoluyla başka bir hesaba aktarılmasının önlenmesi konusunda ek güvenlik tedbirleri almayan bankanın hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu dikkate alınarak; müşterinin zararını ödemek zorunda olduğu sonucuna varılmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bankanın hafif kusurundan dolayı sorumlu olduğu bu olayda müşterinin müterafik kusurundan söz edilemez” (11. Hukuk Dairesinin 22.06.2006 tarih ve 2005/4748 esas 2006/7341 karar)

    Müvekkilimin fiili ile örtüşen Yargıtayın olayımıza emsal teşkil eden 11. Hukuk Dairesinin 2005/4748 esas 2006/7341 karar nolu ve 22.06.2006 tarihli içtihadını da takdir ve değerlendirmelerinize arz ediyoruz.

     

    • Başkaları tarafından kişinin bilgisayar kayıtlarına girmek suretiyle, “uzaktan erişim yöntemiyle” işlem yapılacağı hususuna ilişkin gerek internet üzerinden gerekse basın medya üzerinden alınmış, bu tür fiillerin başkaları tarafından kullanıldığına ilişkin ortaya çıkan hak mağduriyetlerinin günümüz hayatında yaşandığı konusunda “Trojan Horses (Truva Atları) Nedir?”, Truva Atına Basit Bir Örnek”, “Güvenli İnternet Kullanımı”, “ Banka hesaplarına göz diken virüs”, “Dolandırıcılık Taktikleri”, “ Sanal Casusluk Endüstrisi Büyüyor”, “ İnternet dolandırıcılığı çağ atladı”, “ İnteraktif Dolandırıcılık” başlığı altındaki belgeleri de yukarıda açıklamalarımızı destekler nitelikte bulduğumuzdan Mahkemenizin de ayrıca takdirine sunuyoruz.

     

    • Maddi kanıtların ve delillerin toplanması bağlamında CMK’nun tanıdığı yasal çerçevede; müvekkilimizin vekili olarak söz konusu edilen fiilin internet aracılığıyla başkaları tarafından (uzaktan erişim yöntemiyle) kayıtlara girilmek suretiyle iddia edilen fiilin işlenip işlenemeyeceği yolunda, bu konuda en yetkin konumda bulunan TMMOB. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Elektrik Mühendisleri Odasına 24.09.2009 tarihinde yapmış olduğumuz müracaatla kendi alanında yetkin Elektrik, Elektronik Yüksek Mühendis Yrd. Doç. Dr. ………..’a yaptırılan inceleme ile ilgili olarak bilirkişinin 28.10.2009 tarihli yazısında yapmış olduğu incelemenin 6.sayfasının sonuç kısmında da ifade ettiği üzere; “ilgili olayın organize bir yapıda suç olduğu, eldeki kesin bilgiler davalı …………’in internet hesabına bağlı hattan yapıldığını gösterse de davalıların arasında bu işi yapacak bir ilişki kanıtlanmadığı durumda, olayın daha bilinçli kişilerce organize olarak yapıldığı yolunda bir kanaatimiz oluşmuştur” şeklindeki görüş ve düşüncesini de Mahkemenizce değerlendirileceği düşüncesindeyiz.

     

    Aşağıda yine Mahkemenizin takdirine sunduğumuz Yargıtay ilgili ceza dairesinin içtihadı da bilirkişinin yukarıda açıklanan yorum ve düşüncelerini de tam ve eksiksiz bir şekilde desteklediği görülmektedir.

    Yakınana ait internet hattına 18.06.2000- 05.12.2000 tarihleri arasında dışarıdan başkaları tarafından toplam 329 defa bağlantı yapılarak girilip görüşme yapıldığı, bunlardan sadece 48 adedinin sanıkların babası ………… adına kayıtlı ev telefonundan 18.06.2000- 30.09.2000 tarihleri arasında gerçekleştirildiği, sanıklardan………. 29.07.2000- 16.12.2000 tarihleri arasında yurt dışında olduğu, sanık …………’nin de Aralık 1999- Nisan 2001 tarihleri arasında askerde olduğu 3 veya  haftada bir hafta sonları babasının evine geldiği, her iki sanığın evde olmadıkları günlerde de babaları üzerine kayıtlı telefon ile yakınanın internet hattına bağlantı yapıldığının anlaşılması ve bilirkişi ……….. tarafından düzenlenen 12.03.2003 tarihli raporda da “bağlanılan telefonun başka bir numara olarak gösterilmesinin mümkün olduğunun” belirtilmesi karşısında; sanıkların yüklenen suçu işlediklerine ilişkin her türlü kuşkudan uzak, hukuken elverişli, yeterli, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı” (6. CD. 16.03.2006 tarih ve 5464 E- 2574 K.)

    • Şüphesiz Mahkemelerce kanaat oluşturması bağlamında, kişinin ahlaki redaetinin de söz konusu fiili işleyip işlemediği, vicdani kanaati destekleyip desteklemediği bağlamında, geçmişi, kişiliği, sosyal hayatının da önemli bir etken oluşturacağını düşünmekteyiz.

     

    Bu bağlamda, dilekçemiz ekinde sunduğumuz üzere, müvekkilim; çevresinde sevilen, sayılan vergi mükellefiyet kaydı bulunan, ayrıca maddi ve içtimai hayatı açısından ekte sunulan tapu kayıtlarından görüleceği üzere; çok sayıda gayri menkulünün bulunduğu, bu itibarla, maddi hayatı içerisinde hiçbir değeri olmayan iddia edilen miktara, yaşı, yaşam tecrübesi, sosyal ve içtimai hayat içindeki kişiliği göz önüne alındığında tenezzül ve itibar etmesi düşünülemeyeceği gibi, hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu düşünmekteyiz.

    Mevcut kanıtların “şüphenin sanık lehine yorumlanması”  evrensel ceza hukuku kuralından yola çıkarak “şüphe” nin varlığının da Mahkemenizce değerlendirileceği inanç ve düşüncesindeyiz.

    Ceza adaletinin amacı bilindiği üzere maddi gerçekliğin araştırılmasıdır. Bu itibarla; müvekkilimizin yapılan yargılama süreci boyunca elde edilen maddi kanıtlar, müvekkilimin olayın başından bu yana birbiri ile çelişmeyen ve aksi kanıtlanmayan savunmaları göz önüne alındığında; müvekkilim hakkında bir vicdan kanısı oluşturacak nitelikte maddi, kesin, tutarlı, birbiri ile çelişmeyen bir kanıt bulunmadığından beraat etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Sayın Mahkemenizce çok iyi bilindiği üzere, Bir an için bir şüphenin varlığından bahis edilse dahi; maddi kanıtlardan yola çıkarak faile ulaşıldığında tüm delillerin vicdan kanısı oluşturacak nitelikte, kesin ve inandırıcı olması gerekir. Bunun yanında, failin kastının hiçbir şüpheye yer verilmeyecek derecede saptanamaması durumunda, ‘şüpheden sanık yararlanır’ evrensel kuralını uygulamak gerekir.

    Şüphe konusunda yinelemek gerekirse şu hususa vurgu yapmak gerekir;

    Ceza Muhakemesi Hukukunun temel prensiplerinden birisi de şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesidir. Her hukuk devletinde kabul edilen ve masumluk karinesi ile sıkı bir ilgisi olan bu ilkeye göre, yapılan ceza muhakemesi sonunda fiilin sanık tarafından işlendiği % 100 belliliğe ulaşmadığı takdirde beraat kararı  verilecektir. “ Bir ülkede tek bir masum kişi cezalandırılmış ise, o ülkede herkes suçludur” sözü ünlü Ceza Hukukçusu Faruk Erem’indir.  Bu sözün temelinde yatan ilkede “masumluk karinesi dir.

    Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının, bir masumun mahkum olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir.

    Sonuç olarak; müvekkilimin olayın başından bu yana birbiri ile çelişmeyen ve aksi kanıtlanmayan savunmaları göz önüne alındığında, müvekkilim hakkında bir vicdan kanısı oluşturacak nitelikte maddi, kesin, tutarlı, birbiri ile çelişmeyen bir kanıt bulunmadığından beraat etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Bunun yanında; Mahkemeniz aksi kanaatte ise; müvekkilimin dosyaya sunulan geçmiş hali ve mevcut sicil kayıtlarının, talep edeceğimiz hususa olanak tanıyacağı düşüncesi ile CMK’nun 231. maddesinde düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesine ilişkin yasal düzenlemenin de müvekkilim lehine değerlendirilmesini dilemekteyiz.

    Bu bağlamda;

    Mahkemenizce bilindiği üzere, 23.01.2008 tarihinde kabul edilen 5728 sayılı kanun (RGT., 08.02.2008- 26781) hükümleri gereği “bu tür suçlardan yargılananlar için 2 yılı aşkın bir ceza talep edilmediği takdirde hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kabul edildiğinden ve aynı kanunun geçici 1. maddesi 2. fıkrasında; “Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş ve infaz edilmekte olan mahkûmiyet kararları hakkında, lehe kanun hükümleri, hükmü veren Mahkemece 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı hakkında kanunun 98 ilâ 101. maddeleri dikkate alınmak ve dosya üzerinden inceleme suretiyle belirlenir. Ancak, hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde inceleme, duruşma açılmak suretiyle yapılabilir” açık hükmü karşısında; müvekkilim hakkındaki verilen cezanın “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kararı  verilmesini dilemekteyiz.

    Ayrıca; Yine Mahkemenizce bilindiği üzere;

    Modern Ceza Hukuku ve hümanist açıdan düşünüldüğünde; yeni Türk Ceza Yasası, içinde yaşadığımız toplumun korunması yanında, suçlunun da ıslahına yönelen yaptırımların varlığının kabulüne yönelmiş, alışılmış şekliyle klasik ve geleneksel olarak, giderek Dünya insanlığının  kabul ettiği “ceza kavramı” yanında, “suçlunun kişiliğine uygun önlemlerin uygulanması” görüşüne de, yeni yasada yer vermiştir.

     

    Bu bağlamda da Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2006 yılına ait 2005/1589- 609 sayılı içtihadı yol göstericidir. “…Türk Ceza Yasasının lehe hükümlerinin uygulanması bağlamında, ‘ lehe olan yasanın ‘ kişinin özgürlüğünün daha az  kısıtlanması gerektiren yasa olduğundan kuşku yoktur. Yargıç somut olaya ceza hukukunun genel ilkelerini uygulayarak ve yasalarda öngörülen cezalara bakarak lehteki yasayı belirlerken, yalnız cezaları dikkate almasının yeterli olmadığı durumlarda yardımcı ölçülere başvurarak, örneğin, suçun unsurlarına, erteleme koşullarına, içtima ve tekerrür hükümlerini dikkate alması gerekebilir.”

     

    Bu itibarla, müvekkilimin özgeçmişi, sicil dosyası, aksi kanıtlanmayan savunması, duruşmalara karşı gösterdiği saygılı özen ve tutumu gözetilerek; müvekkilim hakkında verilecek cezanın,  insani ceza hukuku açısından bireyselleştirilmesi, yeni ceza hukukunun da beklentisidir. Yasanın genel gerekçe kısmında da ifade edildiği üzere  “…Güvenlik tedbirlerine ilişkin olarak 6 madde yer almakta ve hakimin bu tedbirlere ne gibi hallerde hükmedeceği ve cezaların güvenlik tedbirlerine çevrileceği gösterilmektedir. Ayrıca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine, hükmedilecek tedbirler arasına ‘kamuya yararlı bir işte çalıştırma’ da eklenmiş, bu suretle cezaların bireyselleştirilmesi hususundaki olanaklar çoğaltılmıştır.” demek suretiyle, erteleme konularında yepyeni bir düzenleme ve farklı hükümler getirdiği de açıktır. Bu düşüncenin ışığı altında, müvekkil hakkındaki yaptırımın bireyselleştirilmesi gerektiği inancındayız.

     

    Bu itibarla; “Cezaların kişiselleştirilmesi” (bireyselleştirilmesi) kurumu olan erteleme de, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların sakıncalarının giderilmesi amaçlanmış, suç yerine suçlu ilk plana alınarak, cezaların fiile değil, onu işlemiş olan faile uydurulması ön görülmüştür. Kaldı ki;  Suçu alışkanlık (ihtiyat) haline getirmiş olanlar ile tesadüfü olarak suç işleyenleri ayırmak gerekir. (Ali Parlar / Muzaffer Hatipoğlu, Gerekçeli, Açıklamalı, İçtihatlı 5237 sayılı TCK Kanununa göre Suçlarda Teşebbüs – İştirak, İçtima ve Yaptırımlar, sayfa 359, Kazancı Yayınları – İstanbul 2005)

     

    SONUÇ VE İSTEM;

     

    Açıklanan gerekçelerle, müvekkilim …………’in üzerine atılı suçu işlediği sabit olmadığından BERAATİNE karar verilmesini, şayet mahkemenizin aksi kanaatte ise, müvekkilimin duruşmalardaki saygılı tutum ve davranışları göz önüne alınarak hakkında TCK’nun 62. maddesi ile takdiri ve yasal tüm indirim hükümlerinin uygulanması ile hakkında mahkemenizin takdir ve değerlendirilmesi çerçevesinde TCK’nun 51 veya koşullarının bulunduğu düşüncesiyle CMK’nun 231. maddesi gereğince verilecek cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini arz ederim.

     

    Sanık Vekili

     

  • Avukatı Azletme (Azilname) Dilekçesi ve Noter Süreci

    Avukatı Azletme (Azilname) Dilekçesi ve Noter Süreci

    Hukuk sistemimizde avukat ile müvekkil arasındaki ilişki, karşılıklı güven esasına dayanan bir vekalet sözleşmesidir. Ancak bu güven ilişkisinin sarsılması, avukatın görevini ihmal etmesi veya müvekkilin artık profesyonel destek almak istememesi gibi durumlarda, vekalet ilişkisinin tek taraflı olarak sonlandırılması hakkı saklıdır. Azilname dilekçesi, mevcut vekaletin iptal edildiğini hem avukata hem de ilgili mercilere bildiren resmi bir belgedir. Avukatın azledilmesi, sadece bir sözlü bildirimle değil, genellikle noter kanalıyla gönderilen bir azilname ile gerçekleştirilmelidir. Bu işlem, avukatın o andan itibaren müvekkili temsil yetkisinin sona erdiğini hukuki olarak kesinleştirir ve olası hak kayıplarının önüne geçer.

    Azil işlemi gerçekleştirilirken dikkat edilmesi gereken en kritik husus, azlin “haklı” veya “haksız” bir nedene dayanıp dayanmadığıdır. Şayet avukat, görevini gereği gibi yerine getirmediği için azlediliyorsa (haklı azil), avukata vekalet ücreti ödenmesi gerekmediği gibi ödenmiş ücretlerin iadesi de talep edilebilir. Ancak hiçbir neden gösterilmeksizin yapılan azillerde (haksız azil), avukatın vekalet ücretinin tamamına hak kazanacağı unutulmamalıdır. Dilekçede azil iradesi net bir şekilde ortaya konulmalı, varsa azil nedenleri madde madde belirtilmeli ve azilnamenin bir örneği derhal davanın görüldüğü mahkemeye de sunulmalıdır. Usulüne uygun yapılmayan azil işlemleri, avukatın hala müvekkil adına işlem yapmaya devam etmesi gibi istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Aşağıda, noter kanalıyla gönderilecek profesyonel azilname dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Azilname Dilekçesi Örneği

     

    …….. NOTERLİĞİ’NE;

    AZİLNAME

    AZİL EDENİN ADI SOYADI       :                                                                        

    TC No:

    ADRESİ                                                 :

    AZİL EDİLEN                                      :

    AZİL EDİLENİN ADRESİ               :

    ……..Noterliği’nin …… yevmiye no’lu vekaletnamesiyle sizi vekil tayin etmiştik. Şimdi ise gördüğümüz lüzum üzerine sizi bu günden itibaren vekaletten ve vekaletname ile tarafınıza verilmiş olan tüm yetkilerden azlettik. Bundan sonra bu vekaletnameye dayanarak adımıza herhangi bir işlem yapmaya yetkili bulunmadığınızı bildiririz.  …/…/…

     

    AZLEDEN

    İSİM SOYİSİM

     

  • Terk Nedeniyle İhtar Gönderilmesi İstemi Dilekçesi

    Terk Nedeniyle İhtar Gönderilmesi İstemi Dilekçesi

    Türk Medeni Kanunu uyarınca, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla ortak konutu terk etmesi veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi durumunda, diğer eşe “terk nedenine dayalı boşanma davası” açma hakkı tanınmıştır. Ancak bu davanın açılabilmesi için kanun koyucu, ihtarname gönderilmesini zorunlu bir ön şart olarak belirlemiştir. Terk nedeniyle ihtar gönderilmesi talebi dilekçesi, aile mahkemesine veya noterliğe sunularak; evi terk eden eşe, ortak konuta dönmesi için samimi bir davette bulunulmasını ve dönmemesi halinde doğacak hukuki sonuçların ihtar edilmesini sağlar. Bu ihtar, sadece bir bildirim değil, aynı zamanda boşanma davası öncesi dürüstlük kuralı çerçevesinde eşe tanınan son bir fırsat niteliğindedir.

    Terk ihtarı gönderilebilmesi için terk eyleminin üzerinden en az dört ay geçmiş olması ve ihtar çekildikten sonra eşe dönmesi için iki aylık bir süre tanınması yasal bir zorunluluktur (4+2 kuralı). Dilekçede, ihtarın geçerli sayılabilmesi için dönülecek evin açık adresi belirtilmeli, evin anahtarının nerede olduğu (kapı üzerinde, komşuda veya mahkeme kaleminde) yazılmalı ve eve dönüş için gerekli yol giderleri karşı tarafa gönderilmelidir. Eğer davet edilen konut “bağımsız ve huzurlu” bir yaşam sürmeye elverişli değilse veya yol gideri ödenmemişse, çekilen ihtar geçersiz sayılacak ve bu temelde açılan boşanma davası usulden reddedilecektir. Bu nedenle, ihtarnamenin tüm usuli eksikliklerden arındırılmış olması hayati önem taşır. Aşağıda, yasal süreci doğru başlatmanızı sağlayacak, teknik kriterlere uygun terk nedeniyle ihtar gönderilmesi talebi dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Terk Nedeniyle İhtar Gönderilmesi Talebi Dilekçesi Örneği

    ……. AİLE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE İHTAR TALEP EDEN :

     

    VEKİLİ :

     

    KARŞI TARAF :

     

    ADRES :

     

    KONU : Terk nedeni ile ihtar istemidir.

     

    AÇIKLAMALAR :

     

    1-Müvekkilimiz karşı taraf ile … yıldan bu yana evlidir. Nüfus kayıtları, ……. İli, ……. İlçesi, ……. Mahallesi, Cilt No; ……., Aile No;……., Sıra No; ……. dadır. Evliliklerinden ise … isimli iki çocukları bulunmaktadır.

    2-Müvekkilimiz ev hanımı olup müşterek çocukların bakımı ile ilgilenmektedir. İhtar istenen eş, müvekkilime haber vermeden müşterek konutu 5 ay(4 aydan fazla olmalı) önce terk etmiş ve bu süreçte ne eşini ve ne de çocuklarını arayıp sormamıştır.

    3- Eşe ulaşma çabaları sonuçsuz kalmakta, eşin ………………… numaralı telefonu çoğu zaman ulaşılamaz durumda olmakta, ulaşıldığı zamanlarda ise telefonu açmamaktadır.

    4-Müvekkilimiz, eşinin ……………………adresinde kendisine başka bir ev tutup eşyalar almak suretiyle yeni bir düzen kurduğunu haricen öğrenmiş, terk eden eş, bu adresten müşterek konuta çağırılmış ancak karşı taraf, müvekkilime, bir daha eve dönmeyeceği yönünde haber göndermiştir. Karşı taraf 5 aydır evliliği ile ilgili hiçbir sorumluluğunu da yerine getirmemektedir. Üstelik müşterek konutu terk etmesi için ortada hiç bir haklı sebebi de bulunmamaktadır.

    5-Müvekkilimiz, yıllardır süren evliliğini ve müşterek çocukların geleceğini düşündüğü için kendisini evine davet etmektedir.

    6- Müvekkilim, bu beş aylık sürede adres değiştirmemiş olup, halen aynı adres olan …………………………‘da müşterek çocukları ile birlikte ikamet etmeye devam etmektedir. Müvekkilimiz sürekli olarak evdedir. Her ihtimale karşı, aynı adreste …. nolu dairede ikamet eden karşı komşu olan ………………. ‘ ya da bir anahtar bırakılmıştır. Buradan da günün her saati anahtarın alınması mümkündür.

    7-Evin geçimini temin eden kişi ihtar olunan eş olmasına rağmen, mahkemenin bu hususta takdir etmesi halinde, ihtar olunan eşin müşterek konuta

  • Cinsel Taciz Suçu Beyan Dilekçesi ve Hukuki Süreç

    Cinsel Taciz Suçu Beyan Dilekçesi ve Hukuki Süreç

    Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçu, bir kişinin cinsel amaçlı olarak taciz edilmesiyle vücut dokunulmazlığının ihlal edilmediği, ancak kişinin huzur ve sükununun bozulduğu eylemleri kapsar. Yargılama aşamasında sunulacak olan cinsel taciz suçu beyan dilekçesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının analizi ve mağdurun beyanlarının hukuki çerçeveye oturtulması bakımından en temel belgedir. Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların doğası gereği, genellikle tanığı bulunmayan veya gizli ortamlarda gerçekleşen bu eylemlerde, mahkemeye sunulan yazılı beyanlar ve delil başlangıçları hükme esas alınacak en kritik unsurlardır.

    Cinsel taciz suçunda beyan dilekçesi hazırlanırken, eylemin ne şekilde gerçekleştiği (sözlü, yazılı, dijital mecralar üzerinden vb.), taraflar arasındaki hiyerarşi veya yakınlık ilişkisi ve eylemin süreklilik arz edip etmediği detaylandırılmalıdır. Mağdur taraf için beyanda tutarlılık ve olayın kronolojik akışı ön plandayken; sanık tarafı için ise “cinsel amaç” unsurunun bulunmadığına veya isnatların asılsızlığına dair savunmalar hayati önem taşır. Özellikle dijital veriler, mesajlaşma kayıtları ve tanık anlatımları, dilekçede belirtilen beyanları destekleyen en güçlü argümanlardır. Yanlış veya eksik kurgulanan beyanlar, yargılama sürecinde haklıyken haksız duruma düşülmesine veya suçun nitelikli hallerinin (hizmet ilişkisi, nüfuz kötüye kullanımı vb.) göz ardı edilmesine yol açabilir. Aşağıda, yargı makamlarına sunulmak üzere hazırlanan, teknik ve titizlikle yapılandırılmış cinsel taciz suçu beyan dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Cinsel Taciz Suçu Beyan Dilekçesi Örneği

    .… …  CEZA MAHKEMESİ’NE,

     

     

    DOSYA NO          : …/… E.

     

    MÜŞTEKİ            :

     

    VEKİLİ                 :

     

    SANIK:

     

    SAVUNMA:

     

    KONU                   : Esasa İlişkin Beyanlarımızı İçerir Dilekçemizdir.

     

    AÇIKLAMALAR   :

     

    1-) Mahkemenizin … tarihli oturumunda, tarafımıza verilen süre içinde sunduğumuz esasa ilişkin beyanlarımız aşağıdaki gibidir.

     

    2-) Henüz ….. yaşında olan müvekkilimiz suç duyurusu dilekçemizde de açıkça belirtmiş olduğumuz gibi sanığın cinsel tacizine maruz kalmıştır. Sanığın müvekkilimizin yakın bir arkadaşının abisi olması ve aynı zamanda komşuları da olması sebebiyle olay daha vahim bir durum arzetmektedir. Müvekkilimiz henüz çocuk sayılabilecek bir yaşta olduğundan veçhile, sanığa bir abi yakınlığı ve güveni duyarak onun bisikletine binme ve birlikte dolaşma fikrine razı olmuş ve çocukça bir hevesle yaklaşmıştır.

     

    3-) Sanık müdafii, …/…/… tarihli dilekçesinde yaşanan cinsel taciz suçunu inkar etme yoluna gitmiştir. Oysa o yaşta bir çocuk olan müvekkilimizin bu durumu kendi kafasında yaratma ya da uydurma gibi bir durumu sözkonusu olamaz. Olayın şoku ve korkusu içinde evine döndüğünde annesinin hareketlerinden şüphe duyarak üzerine gitmesi ve tabiri caizse ağzından laf almaya çalışmasıyla olay ortaya çıkmıştır.

     

    4-) Müvekkilimiz ve yaşı ve konumu itibariyle bu durumu kaldıramayacak durumda olup, yaşanan bu olay neticesinde psikolojisi de oldukça bozulmuş, kendi başına yalnız olarak sokağa çıkmaktan çekinir hale gelmiştir. Hatta okula dahi giderken aile büyüklerinden birisinin yanında birlikte gitmesini istemektedir. Alınacak adli tıp kurumu raporu ile bu durum daha net olarak ortaya çıkacaktır.

     

    5-) Yaşanan bu olay neticesinde sanık hiçbir şey olmamış gibi davranmaya ve müvekkilin evine bir şey bahane ederek ve komşu olmalarına dayanarak girip çıkmaya devam etmiş ve müvekkilimiz onu her gördüğünde korku yaşayarak odasından çıkamayacak hale gelmiştir. Sanık müdaafii esas hakkındaki savunmasında “müvekkilimizin herhangi bir kastı yoktur” şeklinde bir savunma yapmıştır. Oysa işlenen cinsel taciz suçunun sanığın iradesi ve kastı dışında işlenmesi mümkün değildir.

     

    SONUÇ VE İSTEM        : Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerle, suçun maddi ve manevi unsurları oluştuğundan, sanığın üzerine atılı bulunan suçtan cezalandırılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz. …/…/…

     

    Müşteki Vekili

    İle ilgili.

     

  • Tapusuz Taşınmazın Tescili (Zilyetlik) Dava Dilekçesi

    Tapusuz Taşınmazın Tescili (Zilyetlik) Dava Dilekçesi

    Hukuk sistemimizde, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılmış veya henüz tapu kütüğüne kaydedilmemiş taşınmazların mülkiyetinin kazanılması, Türk Medeni Kanunu ve Kadastro Kanunu çerçevesinde sıkı şartlara bağlanmıştır. Tapusuz taşınmaza yönelik tescil istemi dilekçesi; taşınmaz üzerinde uzun süreli, nizasız ve fasılasız zilyetlik kuran hak sahibinin, bu fiili durumunu yasal bir mülkiyete dönüştürmek amacıyla mahkemeye sunduğu en temel başvurudur. “Olağanüstü zamanaşımı” ve “imar-ihya” gibi hukuki müesseselere dayanan bu davalar, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup olmadığının, kullanım süresinin ve niteliğinin yargı eliyle tescil edilmesini sağlar.

    Bu tür bir tescil davasının başarıya ulaşması için taşınmazın zilyetlikle kazanılmaya elverişli bir yer olması ve yasada öngörülen 20 yıllık zilyetlik süresinin dolmuş olması gerekir. Mahkemeye sunulacak dilekçede; taşınmazın mevkii, sınırları ve cinsi net bir şekilde belirtilmeli; taşınmaz üzerinde sürdürülen tarımsal faaliyetler, yapılaşma veya ağaçlandırma gibi ihya işlemleri somut verilerle açıklanmalıdır. İspat sürecinde tanık beyanları, mahalli bilirkişi incelemeleri ve hava fotoğrafları gibi teknik deliller büyük önem taşır. Yanlış veya eksik temellendirilen bir dilekçe, taşınmazın Hazine adına tescil edilmesine veya davanın reddine yol açarak yıllarca süren emeğin boşa gitmesine neden olabilir. Aşağıda, tapu kaydı bulunmayan taşınmazınız üzerindeki haklarınızı yasallaştırmanızı sağlayacak, teknik ve kapsamlı tescil istemi dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Tapusuz Taşınmaza Yönelik Tescil İstemi Dilekçesi Örneği

     

    …. … HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’ NE

    DAVACI                                      :

    TC KİMLİK NUMARASI                    :

    ADRES                                         :

    VEKİLİ                                        :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    ADRES                                         :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    DAVALI                                       : 1-) Hazine

    2-) Orman İdaresi

    KONU                                           :Tapusuz taşınmaza yönelik tescil istemimizden ibarettir.

    DAVA DEĞERİ                          :

    (Malvarlığına ilişkin davalarda)

    AÇIKLAMALAR                       :

    1-) … Köyünde … ve … parsellerin bitişiğindeki tarla vasfındaki dava konusu taşınmaz, tapuya kayıtlı değildir. Dava konusu taşınmaz … yılında yapılan orman kadastrosunun ve 2/B madde uygulamasının dışında bulunmakta olup orman vasfı taşımayan yerlerdendir (EK-1).

    2-) İlgili taşınmaz, …/…/… tarihli harici satış sözleşmesi (EK-2) ile … … tarafından müvekkilimize satılmış ve zilyetliği devredilmiştir.

    3-) Müvekkilimiz, aradan geçen … yıl boyunca, söz konusu yere bilfiil zilyet olmuş ve burayı ekip biçmek suretiyle taşınmazdan yararlanmıştır. Bu durum, taşınmazın bulunduğu yerde mahkemenizce gerçekleştirilecek keşif ve bilirkişi incelemesi ile tanık beyanları (EK-3) ile açıklığa kavuşturulacaktır.

    4-) Açıklanan nedenlerle müvekkilimiz adına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşulları oluştuğundan, dava konusu taşınmazın tescili için mahkemenize başvurmak zorunluluğu doğmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER  : 4721 S. K. m. 713; 6831 S. K. m. 2. 

    HUKUKİ DELİLLER    : … Köyünde … ve … parsellerin bitişiğindeki tarla vasfındaki dava konusu taşınmaza ilişkin …/…/… tarihli harici satış sözleşmesi, orman kadastrosu haritaları, tanık anlatımları, keşif ve bilirkişi incelemesi.

     

    SONUÇ VE İSTEM                    : Yukarıda açıklanan nedenlerle, dava konusu taşınmazın müvekkilimiz adına tapuya tesciline karar verilmesini, (Dava değerine yönelik istem, “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması” veya dava değerinin çekişmeli olup olmaması hususları; dava konusuna dair hazırlanan dilekçeye göre değişiklik arz edebilmekle birlikte, somut olayınız esas alınarak ilgili istemler değerlendirilmelidir.)yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekâleten talep ederiz. …/…/…

    EK:

     

    1-) Orman kadastrosu haritaları.

    2-) … Köyünde … ve … parsellerin bitişiğindeki tarla vasfındaki dava konusu taşınmaza ilişkin …/…/… tarihli harici satış sözleşmesi.

    3-) Tanıkların isimleri ve adresleri ile tanıklık edecekleri konuları gösterir tanık listesi.

    4-) Bir adet onaylı vekaletname örneği.

    Davacı Vekili

           Av.

     

  • Kayyım Atanması İstemi Dilekçesi ve Hukuki Süreç

    Kayyım Atanması İstemi Dilekçesi ve Hukuki Süreç

    Türk Medeni Kanunu uyarınca düzenlenen kayyımlık müessesesi, bir kimsenin belirli işlerini göremediği veya malvarlığını yönetemediği durumlarda, hukuk düzeninin sunduğu geçici bir koruma ve temsil makamıdır. Vasiliğin aksine genellikle belirli bir süre veya somut bir iş için öngörülen kayyımlık; temsil kayyımlığı ve yönetim kayyımlığı olmak üzere iki temel kategoride değerlendirilir. Bir davada menfaat çatışması yaşanması, bir kişinin hastalığı veya yokluğu nedeniyle işlerini takip edememesi ya da sahipsiz kalan bir malvarlığının korunması gerektiğinde, sulh hukuk mahkemesine sunulacak bir “kayyım atanması istemi dilekçesi” ile bu süreç başlatılır. Bu başvuru, hem bireylerin mülkiyet haklarını güvence altına alır hem de yargısal süreçlerin tıkanmasını önleyerek hukuki sürekliliği sağlar.

    Kayyım atanması talebinde bulunurken, atamayı gerektiren hukuki veya fiili nedenlerin somut verilerle ortaya konulması esastır. Örneğin, bir miras paylaşımında küçüğün menfaati ile velisinin menfaati çatışıyorsa “temsil kayyımı”; sahibi bilinmeyen bir taşınmazın idaresi gerekiyorsa “yönetim kayyımı” atanması talep edilmelidir. Mahkemeye sunulacak dilekçede, kayyım atanması istenen kişinin durumu, malvarlığının niteliği ve atamanın aciliyeti net bir dille ifade edilmeli; varsa ilgili deliller (nüfus kayıtları, menfaat çatışmasını gösteren belgeler, sağlık raporları) eklenmelidir. Usulüne uygun hazırlanmayan başvurular, telafisi imkansız hak kayıplarına ve mülkiyet üzerinde belirsizliklere yol açabilir. Aşağıda, hakların korunması ve temsil ihtiyacının giderilmesi amacıyla hazırlanan, teknik kriterlere uygun kayyım atanması istemi dilekçe örneği yer almaktadır.

    Kayyım Atanması İstemi Dilekçesi Örneği

     

    ….. SULH HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

    İHBARDA BULUNAN (DAVACI)      :                                                                 TC No:

    ADRES                                                       :

    İHBARDA BULUNAN VEKİLİ          :

    ADRES                                                       :

    DAVALILAR                                           : Hasımsızdır.

    KONU                                                       : Müvekkilimiz … …’ın açacağı babalık davasında çocuğu küçük … …’ı temsil emek amacıyla kayyım atanması istemimizi içerir dilekçemizin sunulmasından ibarettir.

    A Ç I K L A M A L A R I M I Z

    1-) Müvekkilimiz … …’ın nikahsız ilişki yaşadığı … …’dan ../../…. tarihinde küçük … … dünyaya gelmiştir. ….. Hastanesi’nden alınmış doğum belgesi mevcuttur.

    2-) Müvekkilimizin babalık davası açabilmesi için kanununda öngörülen 1 yıllık süre henüz dolmamıştır. Bu nedenle müvekkilimizin açacağı babalık davasında çocuğu küçük … … ile menfaatleri çatışmaktadır.

    3-) Müvekkilimiz adına açacağımız babalık davasında küçük … …’i temsil etmek için kayyım atanmasını istemek amacıyla mahkemenize işbu dilekçe ile ihbarda bulunmak zorunluluğu  tarafımızca hasıl olmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER                      : 4721 S. K. m. 301, 303, 426, 6100 S. K. m. 119

    HUKUKİ DELİLLER                        : 1-) Küçük … …’ın … Hastanesi’nden alınmış doğum raporu.

    SONUÇ VE İSTEM                            :Yukarıda açıkladığımız nedenler ile müvekkilimiz adına açacağımız babalık davası nedeniyle menfaatleri çakışacak olmasından dolayı küçük … …’e kayyım atanmasını mahkemenizden saygıyla bilvekale talep ederiz.  …/…/….

    EK:

    İhbarda Bulunan Vekili

    Av.

     

  • Zorlama Hapsi Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

    Zorlama Hapsi Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

    6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında verilen önleyici tedbir kararları, aile birliğinin ve bireyin güvenliğinin korunmasını hedefler. Bu kapsamda verilen “evden uzaklaştırma” kararına aykırı hareket edildiği iddiasıyla, mahkemece duruşma açılmaksızın “zorlama hapsi” kararı tesis edilebilmektedir. Ancak bu karar, hürriyeti doğrudan kısıtlayan ağır bir yaptırım olduğundan; ihlalin gerçekleşmediği, tebligatın usulsüz olduğu veya mücbir sebeplerin varlığı durumunda kararın kaldırılması için itiraz yoluna başvurulması hayati önem taşır. Zorlama hapsine itiraz dilekçesi, maddi gerçeğin mahkemece yeniden değerlendirilmesini sağlayarak haksız hürriyet kısıtlamalarının önüne geçen yasal bir savunma aracıdır.

    Zorlama hapsine karşı itiraz süreci, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren başlayan iki haftalık dar bir süreye tabidir. İtirazda bulunurken; uzaklaştırma kararının usulüne uygun bildirilmediği, ihlal iddiasının somut delillere dayanmadığı veya söz konusu alana girişin zorunluluk (örneğin eşya alma, çocukla kişisel ilişki kurma gibi) nedeniyle gerçekleştirildiği hukuki argümanlarla desteklenmelidir. Mahkeme, itiraz dilekçesindeki delilleri ve olay örgüsünü inceleyerek, ihlalin sabit olmadığına kanaat getirirse hapis kararını ortadan kaldırabilir. Teknik detaylardan yoksun veya süresi geçirilmiş başvurular, kişinin doğrudan ceza infaz kurumuna sevk edilmesine yol açabileceğinden, sürecin titizlikle yönetilmesi gerekir. Aşağıda, zorlama hapsi kararına karşı yasal haklarınızı savunmanızı sağlayacak, profesyonel kriterlere uygun itiraz dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Evden Uzaklaştırma Kararına Uymama Nedeniyle Verilen Zorlama Hapsine İtiraz Dilekçesi Örneği

     

    … AİLE MAHKEMESİNE

    İTİRAZDA BULUNAN :     (TC Kimlik NO :   ) 

    VEKİLİ                            :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    ADRES                             :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

     

     

    KONU                               : Uzaklaştırma kararına uymama nedeniyle verilen .. günlük hapis cesasına itirazlarımızdır.

    AÇIKLAMALAR           :

    1-) Müvekkilimizin eşi, …/…/… tarihinde müvekkilimizin evden uzaklaştırılması yönünde şikayette bulunmuştur. Konuya ilişkin olarak …Mahkemesi’nin … D. iş  sayılı dosyasında müvekkilin evden uzaklaştırması yönünde karar verilmiştir.

    2-) Müvekilin şikayette bulunan eşi ile müşterek çocukları .. ../../… tarhinde müvekkili arayarak derslerini anlayamadığını, ödevlerini yaparken zorlandığını bundan dolayı kendisine yardık etmesini istemiş, müvekkili yanına çağırmıştır.  Müvekkil her zaman çocuklarının isteklerine önem veren, ailesine karşı sorumluluklarının bilincinde bir babadır.  Çocuğunun kendisinden dersler konusunda yardım istemesine kayıtsız kalamamış olan müvekkil boşanmakta olduğu eşinin de bulunduğu eve gitmiştir. Eşine çocuğu aradığı için geldiğini, birlikte ders çalışacaklarını söylemiştir. Eşi de bu durumu kabullenmiş babasının müşterek çocuğun derslerinde yardımcı olması amacıyla müşterek konuta gelmesine izin vermiştir.  1-2 saat kadar çocuğuna ders çalıştıran müvekkil sonrasında müşterek konuttan olay çıkarmadan ayrılmıştır. Buna rağmen, ortada hiçbir sebep yokken davacının kendisine işbu davayı yönelttiğini öğrenmiştir.

    3-)  Kendisinin bilgisi dahilinde ortak konuta gelip müşterek çocukları ile ders çalışan müvekkile karşı yöneltilmiş bu davanın kötü niyetli olduğu ortadadır. Eldeki dava sebebiyle müvekkile .. gün zorlama hapis cezası verilmiştir. MÜVEKKİLİN SUÇ İŞLEME KASTI YOKTUR eşinin bilgisi dahilinde yanızca çocuğu ile ders çalışmak için uzaklaştırma kararına aykırı davranmıştır.

    5-) Yukarıda açıkladığımız nedenlerle,  her ne kadar müvekkil uzaklaştırma kararına aykırı hareket etmiş gibi görünse de bunu eşinin bilgisi dahilinde ve çocuğunun isteği üzerine yaptığı, suç kastı olmadığı açıktır.  Günümüz covid-19 salgın koşulları, cezaevi ortamının sağlık ve hijyen durumları göz önünde bulundurulduğunda .. gün zorlama hapsi cezasının müvekkil açısından oldukça ağır olduğu ortadadır.

    HUKUKİ NEDENLER  : 6284 S. K. m. 8, 13.

    HUKUKİ DELİLLER    : 1-  …  Mahkemesi’nin …d. işsayılı dosyası

    2-  Aile nüfus kayıtları

    3-  Mesaj dökümleri

    4- Tanıkların isimleri ve adresleri ile tanıklık edecekleri konuları gösteren tanık listesi

    5-…Mahkemesi’nin …/… E. …/… K. sayılı kararı

     

    SONUÇ VE İSTEM                    : Yukarıda ayrıntısıyla açıkladığımız ve re’sen göz önüne alınacak nedenlerle, müvekkil hakkında.. Mahkemesi .. E- .. K. sayılı ilamı ile  hükmedilmiş .. gün zorlama hapis cezasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ederiz

    İtiraz Eden Vekili

       Av.

     

  • Maaş Haczi Müzekkeresine İtiraz Dilekçesi Örneği

    Maaş Haczi Müzekkeresine İtiraz Dilekçesi Örneği

    İcra takibi süreçlerinde alacaklının talebi üzerine borçlunun çalıştığı iş yerine gönderilen maaş haczi müzekkeresi, borçlunun geçimini sağladığı temel gelirin bir kısmına el konulması sonucunu doğuran ciddi bir icra işlemidir. İcra ve İflas Kanunu’nun 83. maddesi uyarınca, borçlunun maaşının en fazla dörtte biri haczedilebilirken, nafaka alacakları gibi istisnai durumlar bu oranın değişmesine neden olabilmektedir. Ancak uygulamada, borcun daha önce ödenmiş olması, takibin kesinleşmemesi, maaşın tamamına haciz konulması veya borçlunun ilgili iş yerinde artık çalışmıyor olması gibi nedenlerle bu müzekkerelere itiraz edilmesi gerekebilir. Maaş haczi müzekkeresine itiraz dilekçesi, bu tür hukuka aykırılıkların giderilmesi ve borçlunun asgari geçim standartlarının korunması amacıyla icra dairesine sunulan yasal bir başvurudur.

    Hukuki süreçte itirazın başarısı, müzekkerenin tebliğinden itibaren başlayan yasal sürelerin takibine ve itiraz gerekçelerinin somut delillerle desteklenmesine bağlıdır. Eğer maaş haczi usulsüz bir tebligata dayanıyorsa veya borç miktarı gerçeği yansıtıyorsa, bu durumun hukuki argümanlarla icra müdürlüğüne bildirilmesi takibin ilgili kısmının durdurulmasını sağlar. Özellikle “maaşın tamamına haciz konulması” gibi kanuna açıkça aykırı işlemlerde, şikayet yoluyla bu hatanın düzeltilmesi mülkiyet ve yaşam hakkının bir gereğidir. Dilekçede, iş yeri bilgileri, dosya numarası ve haczin hangi yasal gerekçeyle kaldırılması veya düzeltilmesi gerektiği net bir dille ifade edilmelidir. Aşağıda, maaş haczi işlemlerine karşı haklarınızı savunmanızı sağlayacak, profesyonel ve teknik kriterlere uygun maaş haczi müzekkeresine itiraz dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Maaş Haczi Müzekkeresine İtiraz Dilekçesi Örneği

     

    …  …… İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

    DOSYA NO: ……./…….. E.

    CEVAP VEREN 3. ŞAHIS :

    VEKİLİ :

    BORÇLU :

    ALACAKLI :

    VEKİLİ :

    KONUSU : Maaş haczi müzekkeresine cevabımızdır.

    AÇIKLAMALAR : Müdürlüğünüzün yukarıda numarası yazılı dosyasından borçlu ……………. hakkında gönderilen maaş haczi müzekkeresi müvekkil şirkete ………. tarihinde tebliğ olunmuştur.

    Dosyanız borçlusu ………., ……………. tarihi itibarı ile işten ayrılmış olup, müvekkil şirketten herhangi bir hak veya alacağı bulunmadığından, maaş haczi kesintisi talebiniz yerine getirilememiştir.

    Gereğini vekaleten talep ederim.   ………………………………

    Vekili Av. ………………………

     

  • Koşullu Salıverilmenin Geri Alınmasına İtiraz Dilekçesi

    Koşullu Salıverilmenin Geri Alınmasına İtiraz Dilekçesi

    Hükümlülerin ceza infaz kurumundaki iyi hallerine istinaden tanınan koşullu salıverilme hakkı, dış dünyada yeni bir suç işlenmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması durumunda mahkeme kararıyla geri alınabilmektedir. İnfaz hukukunun en ağır sonuçlarından biri olan bu durum, hükümlünün “biçilmiş” cezasının geri kalan kısmını kapalı ceza infaz kurumunda tamamlaması anlamına gelir. Ancak koşullu salıverilmenin geri alınması kararı, bazen yeni işlenen suçun niteliğinin yanlış değerlendirilmesi, beraatle sonuçlanma ihtimali olan davaların kesinleşmiş gibi sayılması veya denetim serbestlik yükümlülüklerindeki usuli hatalar nedeniyle hukuka aykırı şekilde verilebilmektedir. Koşullu salıverilmenin geri alınmasına itiraz dilekçesi, bu kararın iptalini sağlayarak hürriyetin haksız yere kısıtlanmasını önleyen en temel hukuki yoldur.

    İtiraz sürecinde, geri alma kararına dayanak teşkil eden ihlalin maddi gerçekle uyuşup uyuşmadığı titizlikle analiz edilmelidir. Eğer karar, denetimli serbestlik müdürlüğünün bir raporuna dayanıyorsa mazeretin haklılığı; yeni bir suç iddiasına dayanıyorsa o suçun hukuki statüsü (kesinleşip kesinleşmediği) itirazın odak noktasını oluşturmalıdır. İnfaz Hakimliğine sunulacak dilekçede, koşullu salıverilmenin iadesi için yasal şartların halen mevcut olduğu ve geri alma işleminin ölçülülük ilkesine aykırılığı hukuki argümanlarla savunulmalıdır. Özgürlük hakkının iadesini hedefleyen bu başvuruda, teknik hataların ve mevzuat değişikliklerinin göz ardı edilmemesi davanın başarısı için kritiktir. Aşağıda, geri alma kararının kaldırılması ve tahliyenin yeniden sağlanması amacıyla hazırlanan, profesyonel koşullu salıverilmenin geri alınmasına itiraz dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Koşullu Salıverilmenin Geri Alınmasına İtiraz Dilekçesi Örneği

     

    ……………………………..’ NE;

     

    DOSYA NO                      :  …/… E.

     

    SANIK                             

     

    MÜDAFİİ                         :

               

    KONU                               :

     

    A Ç I K L A M A L A R

    1-) Müvekkilimiz hakkında ….. Ceza Mahkemesi’nin …/…/… tarih ve …./…. E. …./… K. sayılı dosyası ile verilen …/…/…. tarihinden itibaren şartlı tahliye edilmesine dair karar, müvekkilin …/…/…. tarihinde işlemiş olduğu başka suç sebebiyle şartla tahliyenin geri alınmasına karar verilmiştir.

    2-) Müvekkilimizin şartla tahliye kararına konu ceza süresi … ay … gün olup bihakkın tahliye tarihi …/…/… tarihidir. Şartla tahliye kararının geri alınmasına neden olan kasıtlı suçun bihakkın tahliye tarihinden sonra …/…/…tarihinde işlenmesi nedeniyle şartla tahliye kararının geri alınması şartları oluşmadığından aynen infaz kararı verilemeyecektir.

    3-) Belirtilen sebeple şartla tahliyenin geri alınması kararının tekrar incelemeye alınmasını müvekkil adına vekaleten talep ederiz. …/…/…

    EKLER:

    1-) … Mahkemesi …./…. E. …./… K. sayılı dosyası

    2-) Bir adet onaylı vekaletname örneği

    Hükümlü Müdafii

                                                                                                                           Av.

     

  • Avukatlık Reklam Yasağı Şikayet Dilekçesi Örneği

    Avukatlık Reklam Yasağı Şikayet Dilekçesi Örneği

    Avukatlık mesleği, ticari bir faaliyetten ziyade adaletin tecellisine hizmet eden bir kamu hizmeti olarak tanımlandığından, bu mesleği icra edenlerin her türlü reklam ve haksız rekabet oluşturacak faaliyetten kaçınması yasal bir zorunluluktur. Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği, avukatların iş elde etmek amacıyla kendilerini ön plana çıkarmalarını, ticari reklam araçlarını kullanmalarını veya mesleğin onuruyla bağdaşmayan tanıtım faaliyetlerinde bulunmalarını kesin bir dille yasaklamıştır. Avukatlık reklam yasağı şikayet dilekçesi, dijital mecralarda veya fiziksel alanlarda bu kuralları ihlal eden, meslektaşları arasında haksız rekabete yol açan eylemlerin tespiti ve ilgili baro tarafından disiplin sürecinin başlatılması için başvurulan resmi kanaldır.

    Şikayet sürecinde, reklam yasağının hangi yöntemle ihlal edildiğinin (sosyal medya reklamları, ücretli arama motoru optimizasyonları, tabela standartlarına aykırılık vb.) somut delillerle ortaya konulması büyük önem taşır. Yönetmelik hükümleri uyarınca; avukatların “en iyi”, “en hızlı” gibi ifadeler kullanması, müvekkil referansı göstermesi veya mesleki faaliyetlerini ticari bir meta gibi pazarlaması disiplin suçunu oluşturur. Mahkemeye veya baroya sunulacak dilekçede, söz konusu ihlalin mesleğin itibarına verdiği zarar vurgulanmalı ve ekran görüntüleri, linkler veya görsellerle desteklenen kanıtlar eklenmelidir. Bu başvuru, savunma makamının ciddiyetini korumayı ve hukuk sistemindeki güven erozyonunu önlemeyi amaçlayan etik bir denetim mekanizmasıdır. Aşağıda, reklam yasağı ihlallerini bildirmek ve disiplin soruşturması talep etmek amacıyla hazırlanan, teknik kriterlere uygun şikayet dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Avukatlık Reklam Yasağı Şikayet Dilekçesi Örneği

     

    … BAROSU BAŞKANLIĞI’NA

    ŞİKAYET EDEN :

    ŞÜPHELİLER     : www.avukat.av.tr sitesi sorumluları

    SUÇ                       :1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 55 ve 164. Maddelerine, TBB Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 9.maddesine aykırılık

    SUÇ KONUSU :Avukatlık reklam yasağına aykırı olarak faaliyet gösteren internet sitesi

    AÇIKLAMALAR: Bilindiği üzere Avukatlık mesleği ticari faaliyet niteliğinde olmayıp, Anayasamızın 135.maddesi gereği  Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek kuruluşlarına bağlı olarak görevini ifa eden kamu görevi niteliğindedir.

    1136 SAYILI KANUNU Madde 55: Avukatların iş elde etmek için, reklam sayılabilecek her türlü teşebbüs ve hakarette bulunmaları ve özellikle tebalalarında ve basılı kağıtlarında avukat unvanı ile akademik unvanlarından başka sıfat kullanmaları yasaktır. (Ek.2/5/2001-4667/35.m) Bu yasak, ortak avukatlık bürosu ve avukatlık ortaklığı hakkında da uygulanır. (Ek.2/5/2001-4667/35.m) Yukarıdaki yasaklara ilişkin esaslar Türkiye Barolar Birliğince düzenlenecek yönetmeliklerle belirlenir.

    Türkiye Barolar Birliği Reklam Yönetmeliği Madde 9/3-c: İş sağlama amacına yönelik ve meslektaşlarıyla haksız rekabete yol açacak şekilde, internet kullanıcılarını kendi sitesinde veya kendi sitesinden başka siteye yönlendirecek internet kısa yolları kullanamaz, kullanılmasına izin veremez ve reklam veremez ve alamaz.

    İnternet ortamında Google arama motorunda yapılan Bursa En İyi Avukat, Bursa Avukat, Bursa Boşanma, Bursa Ceza gibi ifadeler yazıldığında www.avukat.av.tr web sitesi çıkacak şekilde internet ortamında reklam verilmiştir.

    İlgili internet sitesine girildiğinde çok açıkça görüleceği şekilde, ÜCRETSİZ DANIŞMA bölümü mevcuttur. Bu tür ücretsiz verilen hukuki danışmanlıklar mesleki etik kurallarına aykırı olduğu gibi Avukatlık Kanunu madde 164’e de aykırıdır.

    İnternet ortamında Google arama motorlarında en başta ve en üstte çıkmak için paralar yatırarak tıklanmanın sağlanması, yatırılan para karşılığında üste çıkma, paralı üste çıkma sebebiyle tıklanma nedeniyle yine üste çıkartılması, sosyal paylaşım hesapları ara yüzlerine gizli kelimeler koyarak paralı öne çıkarma yapılmasının Avukatlık Reklam Yasağı Yönetmeliği ile bağdaşmadığı aşikardır.

    HUKUKİ AYKIRILIKLAR:

    • 1136 sayılık Avukatlık Kanunu’nun 55/1 numaralı maddesinde ‘reklam yasağı’ düzenlenmiştir. Buna göre; Avukatların iş elde etmek

    için, reklam sayılabilecek her türlü teşebbüs ve hakarette bulunmaları ve özellikle tabelalarında ve basılı kağıtlarında avukat ünvanı ile akademik unvan kullanmaları yasaktır.

    • 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164/4 numaralı maddesinde, Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.(Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
    • Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 9/3-a numaralı maddesinde, (Değişik: RG 7/9/2010-27695)5 Site sahibi ya da sahiplerinin adı soyadı varsa akademik unvanı, avukatlık ortaklığı ise tescil unvanı, avukatlık bürosu ise büro unvanı, fotoğrafı, Türkiye Barolar Birliği ve baro sicil numaraları, mesleğe başlama tarihi, mezun oldukları üniversite, bildikleri yabancı dil, mesleki faaliyetin yürütüldüğü büro adresi, telefon ve faks numaraları, e-posta adresi, baro ve Türkiye Barolar Birliği seçimlerine yönelik oy verecek üye ve delegeleri kendileri ve diğer adaylar hakkında bilgilendirme gibi bilgilerin bulunmasını sağlar,
    • Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 9/3-b numaralı maddesinde,

    İş sağlama amacına yönelik olmamak ve meslektaşlarıyla haksız rekabete yol açmamak kaydıyla internet sitelerini arama motorlarına kayıt ederken anahtar kelime (keyword) olarak; “adı ve soyadı”, “avukatlık ortaklığı unvanı”, ”avukatlık bürosu unvanı”, “bulunduğu şehir ve kayıtlı oldukları baro” “avukat, hukuk, hukukçu, adalet, savunma, iddia, eşitlik, hak” dışında bir sözcük ya da tanıtım tümcesi kullanamaz,

    • Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 9/3-c numaralı maddesinde,

    İş sağlama amacına yönelik ve meslektaşlarıyla haksız rekabete yol açacak şekilde, internet kullanıcılarını kendi sitesine veya kendi sitesinden bir başka siteye yönlendirecek internet kısa yolları kullanamaz, kullanılmasına izin veremez ve reklam veremez ve alamaz.

    NETİCE VE TALEP: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle,

    1)Avukatlık kanununa aykırı danışmanlık hizmeti veren www.avukat.av.tr sitesinin yayından kaldırılmasına,

    2)Şüpheliler tespit edilerek haklarında eylemlerine uyan Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği Madde 12 hükümlerince gerekli soruşturmanın yapılarak, gereğinin yapılmasını saygılarımla talep ve arz ederim. ../../20..