Kategori: Blog

  • Ücret Alacağı Davası Nedir? Şartları ve Dava Süreci

    Ücret Alacağı Davası Nedir? Şartları ve Dava Süreci

    Ücret alacağı davası, işçinin çalışmasına rağmen kendisine ödenmeyen veya eksik ödenen maaş, prim, ikramiye, yol ve yemek ücretleri gibi tüm parasal haklarını talep etmek amacıyla açtığı davadır. İş sözleşmesinin en temel unsuru olan ücret, işçinin emeğinin karşılığıdır ve zamanında, eksiksiz şekilde ödenmesi yasal bir zorunluluktur. Bu yükümlülüğün ihlal edilmesi halinde işçiye, ücret alacağı davası açma hakkı doğar.

    Uygulamada en sık karşılaşılan işçilik alacakları arasında yer alan ücret alacağı davaları, iş hukuku açısından büyük önem taşır. İşçi açısından geçim kaynağını doğrudan etkileyen bu alacaklar, aynı zamanda işverenler bakımından ciddi hukuki ve mali sorumluluklar doğurur.

    Bu yazıda ücret alacağı davasının kapsamı, dava açma şartları, zamanaşımı süresi, ispat yöntemleri, dava süreci ve uygulamada sık karşılaşılan sorunlar ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

    Ücret Kavramı ve Kapsamı

    Ücret, işçinin işverene bağımlı olarak çalışması karşılığında hak kazandığı ve para ile ödenen değerdir. Sadece aylık maaş değil, işçinin iş ilişkisi kapsamında hak kazandığı tüm parasal menfaatler ücret kavramı içinde değerlendirilir.

    Ücret Kapsamına Giren Ödemeler

    Ücret alacağı davasına konu olabilecek başlıca ödemeler şunlardır:

    • Aylık maaş
    • Günlük yevmiye
    • Fazla mesai ücreti
    • Hafta tatili ücreti
    • Ulusal bayram ve genel tatil ücreti
    • Prim ve performans ödemeleri
    • İkramiye
    • Yol parası
    • Yemek ücreti
    • Sosyal yardımlar

    Bu kalemlerin tamamı, iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya işyeri uygulamaları ile kararlaştırılmışsa ücret alacağı kapsamında talep edilebilir.

    Ücret Alacağı Davası Nedir?

    Ücret alacağı davası, işçinin çalıştığı süre boyunca hak ettiği ücretlerin kendisine ödenmemesi ya da eksik ödenmesi halinde, bu alacakların tahsili amacıyla açılan işçilik alacağı davasıdır. Bu dava, iş sözleşmesi devam ederken açılabileceği gibi, iş sözleşmesi sona erdikten sonra da açılabilir.

    Ücret alacağı davası, yalnızca maaş için değil, işçiye ödenmesi gereken tüm parasal haklar için açılabilir.

    Ücretin Zamanında Ödenmesi Yükümlülüğü

    İş Kanunu’na göre işveren, işçinin ücretini en geç ayda bir ödemekle yükümlüdür. İş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi ile bu süre bir haftaya kadar indirilebilir. Ücretin süresinde ödenmemesi, işçi açısından ciddi haklar doğurur.

    Ücretin Geç Ödenmesi Halinde İşçinin Hakları

    Ücretin 20 gün içinde ödenmemesi durumunda işçi;

    • İş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir
    • Faiz talep edebilir
    • Haklı nedenle iş sözleşmesini feshedebilir
    • Ücret alacağı davası açabilir

    Bu haklar, işçinin ekonomik güvenliğini korumayı amaçlayan düzenlemelerdir.

    Ücret Alacağı Davası Açma Şartları

    Ücret alacağı davası açılabilmesi için bazı şartların birlikte bulunması gerekir.

    Geçerli Bir İş İlişkisinin Bulunması

    Taraflar arasında iş sözleşmesine dayalı bir çalışma ilişkisi bulunmalıdır. Sigortasız çalışma durumunda da fiili çalışma ispatlanırsa ücret alacağı davası açılabilir.

    Ücretin Ödenmemesi veya Eksik Ödenmesi

    İşçinin ücretinin hiç ödenmemiş olması ya da bordroda gösterilen miktardan daha düşük ödenmesi halinde ücret alacağı doğar.

    Zamanaşımı Süresinin Dolmamış Olması

    Ücret alacağı talepleri, belirli bir zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre dolmadan dava açılmalıdır.

    Ücret Alacağı Davasında Zamanaşımı Süresi

    Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi 5 yıldır. Bu süre, her bir ücret alacağı için ayrı ayrı işlemeye başlar. Örneğin, 2021 yılının Ocak ayına ait ödenmeyen maaş için dava açma hakkı 2026 yılının Ocak ayında zamanaşımına uğrar.

    Bu nedenle işçilerin hak kaybı yaşamamak adına alacaklarını zamanında talep etmeleri büyük önem taşır.

    Ücret Alacağı Davasında Arabuluculuk Şartı

    Ücret alacağı davalarında zorunlu arabuluculuk şartı bulunmaktadır. İşçi, dava açmadan önce mutlaka arabulucuya başvurmak zorundadır.

    Arabuluculuk Süreci Nasıl İşler?

    • Arabuluculuk başvurusu yapılır
    • Taraflar toplantıya davet edilir
    • Anlaşma sağlanırsa tutanak düzenlenir
    • Anlaşma sağlanamazsa son tutanak alınır
    • Son tutanakla birlikte iş mahkemesinde dava açılır

    Arabuluculuk aşaması, dava süresini kısaltmak ve tarafları uzlaştırmak amacıyla öngörülmüştür.

    Ücret Alacağı Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

    Ücret alacağı davalarında görevli mahkeme iş mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise;

    • İşçinin çalıştığı işyerinin bulunduğu yer
    • İşverenin merkezinin bulunduğu yer

    mahkemelerinden biridir. İşçi, bu iki yerden birini seçerek davasını açabilir.

    Ücret Alacağı Davasında İspat Yükü

    Ücret alacağı davasında, ücretin ödenmediğini veya eksik ödendiğini ispat yükü kural olarak işçiye aittir. Ancak işverenin ücret ödeme yükümlülüğü bulunduğundan, ödeme yaptığını ispat yükü de işverene düşer.

    İspat Araçları

    Ücret alacağının ispatında şu deliller kullanılabilir:

    • Maaş bordroları
    • Banka hesap dökümleri
    • Tanık beyanları
    • İş sözleşmesi
    • Yazılı sözleşmeler
    • E-posta ve mesajlaşmalar
    • Puantaj kayıtları

    Özellikle tanık delili, uygulamada en sık başvurulan ve mahkemelerce kabul edilen deliller arasındadır.

    Bordro İmzalanmışsa Ücret Alacağı Talep Edilebilir Mi?

    İşçinin maaş bordrosunu imzalamış olması, ücretin ödendiği anlamına gelebilir. Ancak bordro ihtirazi kayıt konulmadan imzalanmışsa, işçinin aksini ispat etmesi zorlaşır. Buna rağmen, bordrodaki tutarın gerçeği yansıtmadığı tanıklarla ispatlanabilir.

    Bordroda fazla mesai, prim veya ikramiye gösterilmemişse, işçi bu alacaklarını ayrıca talep edebilir.

    Ücret Alacağı Davasında Faiz

    Ücret alacaklarına, ödeme gününden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanır. Faiz başlangıcı, genellikle ücretin ödenmesi gereken tarihtir. Ancak mahkeme, dava tarihi veya ihtar tarihini esas alabilir.

    Ücret Alacağı Davasında Hesaplama Nasıl Yapılır?

    Mahkeme, ücret alacağının miktarını belirlerken;

    • İş sözleşmesi hükümleri
    • Bordro kayıtları
    • Banka dekontları
    • Tanık beyanları
    • Bilirkişi raporları

    üzerinden değerlendirme yapar. Çoğu zaman bilirkişi incelemesi yapılarak ayrıntılı bir hesaplama yapılır.

    Ücret Alacağı Davasının Süresi

    Ücret alacağı davalarının süresi, dosyanın kapsamına, delil durumuna ve bilirkişi incelemesine göre değişmekle birlikte ortalama 6 ay ile 18 ay arasında sonuçlanmaktadır. Arabuluculuk aşamasında anlaşma sağlanması halinde ise süreç çok daha kısa sürede tamamlanır.

    Ücret Alacağının Ödenmemesinin Sonuçları

    Ücretin ödenmemesi, sadece tazminat sorumluluğu doğurmaz. Aynı zamanda işveren açısından idari para cezası ve ceza hukuku sorumluluğu da gündeme gelebilir.

    Haklı Fesih ve Kıdem Tazminatı

    Ücretin ödenmemesi, işçiye haklı fesih hakkı tanır. Bu durumda işçi, iş sözleşmesini derhal feshedebilir ve kıdem tazminatına hak kazanır.

    Ücret Alacağı Davasında Avukat Desteğinin Önemi

    Ücret alacağı davaları, delil değerlendirmesi, hesaplama yöntemleri ve usul kuralları bakımından teknik bilgi gerektirir. Bu nedenle davanın alanında uzman bir avukat aracılığıyla takip edilmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.

    Sonuç

    Ücret alacağı davası, işçinin en temel hakkı olan emeğinin karşılığını alabilmesi için başvurabileceği en etkili hukuki yoldur. Ücretin eksik veya hiç ödenmemesi, işçi açısından ciddi mağduriyetlere yol açar. Bu nedenle işçilerin yasal haklarını bilmeleri, alacaklarını zamanında talep etmeleri ve hukuki süreci doğru şekilde yürütmeleri büyük önem taşır.

    İşverenlerin ise ücret ödeme yükümlülüğünü titizlikle yerine getirmeleri, hem iş barışının korunması hem de hukuki yaptırımlarla karşılaşmamak açısından zorunludur. Ücret alacağı davaları, iş hukuku alanında en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar arasında yer almakta olup, doğru ve bilinçli şekilde yürütüldüğünde adil sonuçlara ulaşmak mümkündür.

     

  • Haklı Fesih Nedir? Şartları ve Hukuki Sonuçları

    Haklı Fesih Nedir? Şartları ve Hukuki Sonuçları

    Sözleşmeler, taraflar arasında karşılıklı hak ve borçlar doğuran hukuki ilişkilerdir. Bu sözleşmelerin temel ilkesi ahde vefa, yani verilen sözün tutulmasıdır. Ancak bazı durumlarda taraflardan biri için sözleşmenin sürdürülmesi çekilmez ve katlanılamaz hale gelebilir. İşte bu gibi hallerde hukuk düzeni, mağdur olan tarafa sözleşmeyi derhal sona erdirme yetkisi tanımıştır. Bu yetkiye haklı fesih denilmektedir.

    Haklı fesih, özellikle iş sözleşmeleri, kira sözleşmeleri, hizmet sözleşmeleri ve ticari sözleşmeler bakımından son derece önemlidir. Çünkü haklı fesih halinde taraflar, sözleşmeyi bekleme süresi olmaksızın derhal sona erdirebilir ve bazı durumlarda tazminat talep edebilir.

    Bu yazıda haklı fesih kavramı, hukuki dayanakları, haklı fesih sebepleri, iş hukukunda haklı fesih, kira sözleşmelerinde haklı fesih, haklı fesih ile haksız fesih arasındaki farklar ve hukuki sonuçları ayrıntılı şekilde ele alınacaktır.

    Haklı Fesih Nedir?

    Hukuki Tanım

    Haklı fesih, bir sözleşme ilişkisinde, taraflardan birinin karşı tarafın ağır kusurlu davranışı veya olağanüstü bir durum nedeniyle sözleşmeye devam etmesinin kendisinden beklenemeyecek hale gelmesi üzerine, sözleşmeyi derhal sona erdirebilmesidir.

    Haklı fesih halinde:

    • Bildirim süresi beklenmez
    • Fesih derhal sonuç doğurur
    • Bazı hallerde tazminat talep edilebilir

    Haklı Feshin Hukuki Dayanakları

    Haklı fesih, farklı hukuk dallarında farklı kanun hükümlerine dayanmaktadır:

    • Türk Borçlar Kanunu
    • İş Kanunu
    • Türk Ticaret Kanunu
    • Kat Mülkiyeti Kanunu
    • Borç ilişkilerine ilişkin özel kanunlar

    Özellikle Türk Borçlar Kanunu’nun 435, 331 ve 316. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24 ve 25. maddeleri, haklı fesih kavramının temel dayanaklarını oluşturur.

    Haklı Fesih Hangi Hallerde Ortaya Çıkar?

    Haklı fesih, kural olarak sözleşmeye aykırı ve ağır nitelikteki davranışlar sonucunda gündeme gelir.

    Bu davranışlar:

    • Güven ilişkisinin sarsılması
    • Borcun ifa edilmemesi
    • Ağır kusur
    • Ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık
    • Şahsa sıkı sıkıya bağlı sözleşmelerde ilişkinin çekilmez hale gelmesi

    şeklinde ortaya çıkabilir.

    İş Hukukunda Haklı Fesih

    Haklı fesih denildiğinde uygulamada en sık karşılaşılan alan iş hukukudur.

    İşçinin Haklı Fesih Sebepleri

    İş Kanunu’nun 24. maddesine göre işçi şu hallerde sözleşmesini haklı nedenle feshedebilir:

    1. Sağlık Sebepleri

    • Yapılan işin işçinin sağlığı için tehlikeli hale gelmesi
    • İşyerinde bulaşıcı hastalık bulunması

    2. Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Aykırı Davranışlar

    • Ücretin ödenmemesi
    • Hakaret, tehdit, mobbing
    • Cinsel taciz
    • Onur kırıcı söz ve davranışlar

    3. Zorlayıcı Sebepler

    • Doğal afet
    • Savaş
    • Salgın hastalık

    İşverenin Haklı Fesih Sebepleri

    İş Kanunu’nun 25. maddesine göre işveren şu durumlarda haklı nedenle fesih hakkına sahiptir:

    1. Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Aykırı Haller

    • Hırsızlık
    • Güveni kötüye kullanma
    • İşyerinde kavga
    • İşverene hakaret

    2. Devamsızlık

    • İzinsiz ve haklı neden olmaksızın işe gelmeme

    3. Mesleki Yetersizlik ve Kusur

    • İş güvenliğini tehlikeye düşürme
    • Bilinçli şekilde işin aksatılması

    İş Hukukunda Haklı Feshin Sonuçları

    Haklı fesih halinde:

    • İşçi kıdem tazminatına hak kazanabilir (işçi fesih yaptıysa)
    • İşveren ihbar tazminatı ödemez
    • İşe iade davası açılamaz

    Kira Sözleşmelerinde Haklı Fesih

    Kira sözleşmelerinde de haklı fesih büyük önem taşır.

    Kiracının Haklı Fesih Sebepleri

    Kiracı şu hallerde sözleşmeyi haklı nedenle feshedebilir:

    • Kiralananın ayıplı olması
    • Konutun oturulamaz halde olması
    • Sürekli su, elektrik, doğalgaz kesintisi
    • Can ve mal güvenliğini tehdit eden durumlar

    Kiraya Verenin Haklı Fesih Sebepleri

    Kiraya verenin haklı fesih sebepleri şunlardır:

    • Kira bedelinin ödenmemesi
    • Taşınmazın hor kullanılması
    • Komşulara rahatsızlık verilmesi
    • Sözleşmeye aykırı kullanım

    Kira Hukukunda Haklı Feshin Sonuçları

    Haklı fesih halinde:

    • Tahliye davası açılabilir
    • Tazminat talep edilebilir
    • Depozito kesintisi gündeme gelebilir

    Borçlar Hukukunda Haklı Fesih

    Türk Borçlar Kanunu kapsamında:

    • Hizmet sözleşmeleri
    • Vekalet sözleşmeleri
    • Eser sözleşmeleri

    bakımından haklı fesih mümkündür.

    Vekalet Sözleşmesinde Haklı Fesih

    Vekil veya müvekkil:

    • Güven ilişkisinin bozulması
    • Sadakat yükümlülüğüne aykırılık
    • Görevin gereği gibi yapılmaması

    halinde sözleşmeyi haklı nedenle sona erdirebilir.

    Haklı Fesih ile Haksız Fesih Arasındaki Fark

    Kriter Haklı Fesih Haksız Fesih
    Dayanak Haklı sebep Keyfi
    Bildirim Gerekmez Gerekir
    Tazminat Talep edilebilir Ödenir
    Hukuki Koruma Yüksek Zayıf

    Haklı Fesihte Süre Şartı

    Haklı fesih hakkı makul süre içinde kullanılmalıdır.

    Özellikle iş hukukunda:

    • Olayın öğrenilmesinden itibaren 6 iş günü

    • Her hâlükârda 1 yıl

    içinde fesih hakkı kullanılmalıdır.

    Haklı Fesih Nasıl Yapılmalıdır?

    Haklı fesih:

    • Yazılı şekilde
    • Gerekçeleri açıkça belirtilerek
    • Delillerle desteklenerek

    yapılmalıdır.

    Noter ihtarnamesi veya KEP bildirimi ile yapılması ispat açısından büyük avantaj sağlar.

    Haklı Fesihte İspat Yükü

    Haklı fesih iddiasında bulunan taraf, fesih sebebini ispatlamakla yükümlüdür.

    Bu nedenle:

    • Yazışmalar
    • Tanık beyanları
    • Kamera kayıtları
    • Bilirkişi raporları

    son derece önemlidir.

    Sonuç

    Haklı fesih, sözleşmelerin adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun şekilde sürdürülmesini sağlayan güçlü bir hukuki araçtır. Ancak bu hakkın keyfi şekilde kullanılması, ciddi tazminat sorumluluklarına yol açabilir.

    Bu nedenle haklı fesih kararı verilmeden önce:

    • Olayın hukuki niteliği
    • Delil durumu
    • Süre şartları

    dikkatle değerlendirilmelidir.

    Profesyonel hukuki destek alınması, olası hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşır.

     

  • Fazla Mesai Ücreti Nedir? Hesaplama ve Dava Rehberi

    Fazla Mesai Ücreti Nedir? Hesaplama ve Dava Rehberi

    Fazla mesai ücreti, işçinin yasal çalışma süresini aşan çalışmaları karşılığında hak kazandığı ek ücreti ifade eder. Günümüzde iş hayatında en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, fazla mesai ücretinin ödenmemesi veya eksik ödenmesidir. Bu nedenle fazla mesai kavramının doğru anlaşılması, hem işçi hem de işveren açısından büyük önem taşır.

    Bu yazıda fazla mesai ücretinin tanımı, yasal dayanakları, hesaplama yöntemi, ispat şekilleri, dava süreci ve uygulamada sık karşılaşılan sorunlar ayrıntılı ve anlaşılır biçimde ele alınmaktadır.

    Fazla Mesai Nedir?

    4857 sayılı İş Kanunu’na göre, haftalık 45 saati aşan çalışmalar fazla çalışma olarak kabul edilir. İşçinin haftalık çalışma süresi sözleşme ile daha düşük belirlenmişse, bu süreyi aşan ancak 45 saati geçmeyen çalışmalar ise fazla sürelerle çalışma olarak adlandırılır.

    Örneğin haftalık çalışma süresi 40 saat olarak belirlenmiş bir işçinin haftada 45 saate kadar yaptığı çalışmalar fazla sürelerle çalışma sayılırken, 45 saatin üzerindeki her çalışma fazla mesai kapsamına girer.

    Fazla Mesai ile Fazla Sürelerle Çalışma Arasındaki Fark

    • Fazla sürelerle çalışma: Haftalık sözleşme süresi ile 45 saat arasındaki çalışmalardır.
    • Fazla mesai: Haftalık 45 saati aşan çalışmalardır.

    Bu ayrım, ücret hesaplamasında doğrudan etkili olduğu için önemlidir.

    Fazla Mesai Ücreti Nedir?

    Fazla mesai ücreti, işçinin normal saatlik ücretinin %50 zamlı hali üzerinden ödenir. Yani işçi, fazla çalıştığı her bir saat için normal saat ücretinin 1,5 katını almaya hak kazanır.

    Fazla sürelerle çalışmada ise ücret, normal saatlik ücretin %25 zamlı hali üzerinden hesaplanır.

    Örnek Hesaplama

    Aylık brüt ücreti 30.000 TL olan bir işçinin saatlik ücreti yaklaşık olarak 30.000 / 225 = 133,33 TL’dir.

    • Fazla mesai saat ücreti: 133,33 x 1,5 = 200 TL
    • Fazla sürelerle çalışma saat ücreti: 133,33 x 1,25 = 166,66 TL

    Bu oranlar üzerinden fazla çalışma ücretleri hesaplanır.

    Fazla Mesai Yaptırılmasının Şartları

    İşveren, işçiye keyfi şekilde fazla mesai yaptıramaz. Fazla çalışmanın yapılabilmesi için bazı şartların bir arada bulunması gerekir.

    İşçinin Onayı

    Fazla mesai yapılabilmesi için işçinin yazılı onayı alınmalıdır. Bu onay genellikle iş sözleşmesi sırasında veya her yıl başında alınır. Ancak zorunlu hallerde işçinin onayı aranmaz.

    Zorunlu ve Olağanüstü Haller

    Doğal afet, yangın, arıza, seferberlik gibi durumlarda işçinin onayı aranmaksızın fazla mesai yaptırılabilir.

    Günlük Çalışma Süresi Sınırı

    İşçinin günlük toplam çalışma süresi 11 saati geçemez. Bu sınır, fazla mesai dahil olmak üzere geçerlidir.

    Yıllık Fazla Mesai Sınırı

    Bir işçiye yaptırılabilecek fazla mesai süresi yılda en fazla 270 saat ile sınırlıdır.

    Fazla Mesai Ücreti Nasıl Hesaplanır?

    Fazla mesai ücreti hesaplanırken işçinin brüt maaşı esas alınır. Saatlik ücret, aylık brüt ücretin 225’e bölünmesiyle bulunur. Bu değerin %50 zamlı hali fazla mesai ücretini oluşturur.

    Parça Başı veya Prim Usulü Çalışanlarda Fazla Mesai

    Bu tür çalışmalarda da işçinin ortalama kazancı dikkate alınarak saatlik ücret belirlenir ve fazla mesai hesabı buna göre yapılır.

    Fazla Mesai Ücreti Yerine Serbest Zaman Kullanılabilir Mi?

    İşçi, isterse fazla mesai ücreti yerine serbest zaman kullanabilir. Bu durumda işveren, fazla çalışılan her bir saat karşılığında 1 saat 30 dakika serbest zaman vermek zorundadır.

    Serbest zaman, fazla mesainin yapıldığı tarihten itibaren 6 ay içinde kullandırılmalıdır.

    Fazla Mesai Ücretinin Ödenmemesi Durumunda İşçinin Hakları

    Fazla mesai ücretinin ödenmemesi, işçi açısından haklı fesih sebebi oluşturur. Bu durumda işçi;

    • İş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilir
    • Kıdem tazminatına hak kazanır
    • Ödenmeyen fazla mesai ücretleri için dava açabilir

    Ayrıca işçi, çalışmaya devam ederken de fazla mesai alacakları için dava açma hakkına sahiptir.

    Fazla Mesai Ücretinin İspatı

    Fazla mesai yaptığını ispat yükü işçiye aittir. Bu ispat, her türlü delille yapılabilir.

    Kullanılabilecek Deliller

    • Puantaj kayıtları
    • Kart basma kayıtları
    • Kamera kayıtları
    • Tanık beyanları
    • E-posta ve yazışmalar
    • Görev çizelgeleri

    Uygulamada en sık başvurulan yöntem tanık delilidir. Aynı işyerinde çalışan işçilerin beyanları, mahkemeler tarafından güçlü delil olarak kabul edilmektedir.

    Fazla Mesai Alacağı Davası Nasıl Açılır?

    Fazla mesai alacağı için dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecine başvurulması gerekir. Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa iş mahkemesinde dava açılır.

    Yetkili ve Görevli Mahkeme

    Fazla mesai alacağı davalarında görevli mahkeme iş mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise işçinin çalıştığı işyerinin bulunduğu yer veya işverenin merkezinin bulunduğu yerdir.

    Fazla Mesai Alacağında Zamanaşımı Süresi

    Fazla mesai alacaklarında zamanaşımı süresi 5 yıldır. Bu süre, her bir fazla mesai alacağı için ayrı ayrı işlemeye başlar.

    Örneğin 2020 yılında yapılan fazla mesainin ücreti için dava açma hakkı 2025 yılında zamanaşımına uğrar.

    Bordroda Fazla Mesai Gösterilmesi Durumu

    İşverenin maaş bordrosunda fazla mesai ücreti ödendiğini göstermesi, tek başına kesin delil sayılmaz. Bordronun işçi tarafından ihtirazi kayıt konulmadan imzalanmış olması, işçinin fazla mesai alacağını zorlaştırır. Ancak bordroda yer alan fazla mesai miktarının gerçeği yansıtmadığı tanıklarla ispatlanabilir.

    Fazla Mesaiye Dahil Olduğu İddia Edilen Ücretler

    Bazı işverenler, iş sözleşmesine “fazla mesai ücrete dahildir” şeklinde hüküm koymaktadır. Ancak Yargıtay uygulamasına göre, bu tür kayıtlar yıllık 270 saate kadar geçerli kabul edilir. Bu sürenin aşılması halinde işçi, fazla mesai ücreti talep edebilir.

    Üst Düzey Yöneticilerde Fazla Mesai

    Üst düzey yöneticiler ve işyerini sevk ve idare eden kişilerin fazla mesai talepleri, görev ve sorumluluklarının kapsamına göre değerlendirilir. Eğer kişi çalışma saatlerini kendisi belirliyorsa ve işverenden talimat almıyorsa, fazla mesai ücreti talep edemeyebilir. Ancak fiili çalışma süresi ve iş yoğunluğu dikkate alınarak her somut olay ayrı değerlendirilir.

    Fazla Mesai Ücretinin Eksik Ödenmesi

    Fazla mesai ücretinin düşük oranda ödenmesi veya bordroda düşük gösterilmesi halinde işçi, aradaki farkı talep edebilir. Bu durumda da arabuluculuk ve dava yolu açıktır.

    Fazla Mesai Alacaklarında Faiz

    Fazla mesai alacaklarına mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanır. Faiz başlangıcı, dava tarihi veya ihtar tarihi olabilir.

    Sonuç

    Fazla mesai ücreti, işçinin emeğinin ve zamanının karşılığı olan en temel işçilik alacaklarından biridir. Yasal sınırların üzerinde yapılan her çalışma, işçiye ek ücret hakkı doğurur. Bu ücretin ödenmemesi, hem işçi açısından ciddi bir mağduriyet yaratır hem de işveren bakımından hukuki ve mali sorumluluk doğurur.

    İşçilerin fazla mesai haklarını bilmeleri, işverenlerin ise yasal yükümlülüklere uygun hareket etmeleri, iş barışının korunması açısından büyük önem taşır. Fazla mesai alacaklarının doğru şekilde hesaplanması ve zamanında talep edilmesi, ileride yaşanabilecek hak kayıplarının önüne geçer.

     

  • Kira Uyarlama Davası Nedir? Şartları ve Süreci

    Kira Uyarlama Davası Nedir? Şartları ve Süreci

    Kira sözleşmeleri, taraflar arasında uzun süreli hukuki ilişkiler doğuran ve ekonomik koşullardaki değişimlerden doğrudan etkilenen sözleşmelerin başında gelir. Özellikle ekonomik dalgalanmalar, yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki ani artışlar, doğal afetler, salgın hastalıklar ve olağanüstü durumlar, kira sözleşmesinin kurulduğu andaki dengeyi ciddi biçimde bozabilir. Bu gibi durumlarda taraflardan birinin sözleşmeden doğan borcunu ifa etmesi aşırı derecede güçleşebilir.

    İşte bu noktada devreye giren kira uyarlama davası, sözleşmenin değişen koşullara uygun şekilde yeniden düzenlenmesini amaçlayan önemli bir hukuki mekanizmadır. Kira uyarlama davası sayesinde, taraflar arasındaki sözleşmesel denge korunur ve hakkaniyete aykırı sonuçların önüne geçilir.

    Bu yazıda kira uyarlama davasının tanımı, hukuki dayanakları, açılma şartları, dava süreci, deliller, bilirkişi incelemesi, Yargıtay uygulamaları ve kira tespit davası ile farkları ayrıntılı şekilde ele alınacaktır.

    Kira Uyarlama Davası Nedir?

    Hukuki Tanım

    Kira uyarlama davası, kira sözleşmesi kurulduktan sonra ortaya çıkan öngörülemez ve olağanüstü durumlar nedeniyle sözleşme dengesinin bozulması halinde, sözleşmenin yeni koşullara uygun şekilde yeniden düzenlenmesi amacıyla açılan davadır.

    Bu dava, Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü ilkesine dayanır.

    Davanın Amacı

    Kira uyarlama davasının temel amacı:

    • Taraflar arasındaki sözleşmesel dengeyi yeniden kurmak
    • Aşırı borç yükü altına giren tarafı korumak
    • Hakkaniyete uygun bir kira bedeli belirlemek

    şeklinde özetlenebilir.

    Kira Uyarlama Davasının Hukuki Dayanağı

    Türk Borçlar Kanunu Madde 138

    TBK m.138’e göre:

    Sözleşmenin yapıldığı sırada öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin ifasını dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede güçleştirirse, borçlu hâkimden sözleşmenin uyarlanmasını talep edebilir.

    Bu hüküm, kira sözleşmeleri bakımından da doğrudan uygulanır.

    Kira Uyarlama Davasının Şartları Nelerdir?

    Bir kira sözleşmesinin uyarlanabilmesi için dört temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir.

    1. Öngörülemez Olağanüstü Bir Durumun Ortaya Çıkması

    Uyarlama talebi için, sözleşmenin kurulduğu tarihte:

    • Öngörülemeyen
    • Olağan dışı
    • Tarafların kontrolü dışında gelişen

    bir olayın meydana gelmesi gerekir.

    Bu kapsamda;

    • Ekonomik krizler
    • Pandemi
    • Doğal afetler
    • Savaş ve benzeri küresel olaylar

    uyarlama sebebi sayılabilir.

    2. Bu Durumun Borçludan Kaynaklanmaması

    Ortaya çıkan olağanüstü durum, uyarlama talep eden tarafın kusurundan kaynaklanmamalıdır.

    Örneğin:

    • Kiracının kendi ticari hataları
    • Yanlış yatırım kararları
    • Kişisel mali sorunları

    uyarlama sebebi oluşturmaz.

    3. Sözleşme Dengesinin Aşırı Şekilde Bozulması

    Olağanüstü olay, taraflar arasındaki sözleşme dengesini açık biçimde bozmalıdır.

    Bu bozulma;

    • Kiracının ödeme gücünü ciddi biçimde aşmalı
    • Kiraya veren açısından da açık bir adaletsizlik doğurmalıdır

    4. Borcun Henüz İfa Edilmemiş Olması

    Uyarlama talebi, henüz ifa edilmemiş borçlar bakımından ileri sürülebilir. Ödenmiş kira bedelleri için geriye dönük uyarlama talep edilemez.

    Kira Uyarlama Davası Ne Zaman Açılır?

    Kira uyarlama davası, olağanüstü durumun ortaya çıkmasından hemen sonra açılabilir.

    Bu davada belirli bir süre sınırlaması yoktur. Ancak:

    • Çok uzun süre beklenmesi
    • Uyarlama ihtiyacının fiilen ortadan kalkması

    hak kaybına yol açabilir.

    Kira Uyarlama Davasını Kimler Açabilir?

    1. Kiracı

    Genellikle ekonomik krizler nedeniyle kiracılar tarafından açılır.

    2. Kiraya Veren

    Nadiren de olsa, taşınmazın ekonomik değerinin olağanüstü biçimde artması halinde kiraya veren de uyarlama talep edebilir.

    Görevli ve Yetkili Mahkeme

    Görevli Mahkeme

    Kira uyarlama davalarında görevli mahkeme:

    Sulh Hukuk Mahkemesidir.

    Yetkili Mahkeme

    Yetkili mahkeme:

    • Kiralanan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

    Kira Uyarlama Davası Nasıl Açılır?

    Dava Dilekçesinde Bulunması Gereken Hususlar

    Dilekçede mutlaka:

    • Sözleşmenin tarihi
    • Mevcut kira bedeli
    • Olağanüstü durumun açıklaması
    • Uyarlama talebinin gerekçesi
    • Talep edilen yeni kira bedeli

    açıkça belirtilmelidir.

    Deliller

    Davada sıklıkla kullanılan deliller:

    • Kira sözleşmesi
    • Ekonomik göstergeler
    • TÜFE ve ÜFE oranları
    • Bilirkişi raporu
    • Keşif ve emsal araştırması

    Bilirkişi İncelemesi ve Hakimin Takdir Yetkisi

    Mahkeme, kira bedelinin uyarlanması için bilirkişi incelemesi yaptırır.

    Bilirkişi:

    • Bölgesel kira rayiçlerini
    • Ekonomik gelişmeleri
    • Sözleşme dengesini

    değerlendirerek rapor sunar.

    Hakim, tüm delilleri birlikte değerlendirerek hakkaniyete uygun yeni kira bedelini belirler.

    Yargıtay Uygulamaları

    Yargıtay kararlarında:

    • Pandemi dönemi
    • Döviz kurlarındaki ani artış
    • Ekonomik kriz

    uyarlama sebebi olarak kabul edilmiştir.

    Ancak her olayda somut olayın özellikleri esas alınmaktadır.

    Kira Uyarlama Davası ile Kira Tespit Davası Arasındaki Farklar

    Kriter Kira Uyarlama Davası Kira Tespit Davası
    Dayanak TBK 138 TBK 344–345
    Amaç Olağanüstü durum Rayiç kira
    Süre Sınırsız Genelde 5 yıl
    Geriye Etki Yok Şartlı

    Kira Uyarlama Davasının Sonuçları

    Mahkeme:

    • Kira bedelini düşürebilir
    • Artırabilir
    • Ödeme koşullarını değiştirebilir

    Uyarlama kararı, kararın verildiği tarihten itibaren ileriye dönük uygulanır.

    Sonuç

    Kira uyarlama davası, sözleşme serbestisi ile hakkaniyet ilkesi arasında denge kuran önemli bir hukuki mekanizmadır. Özellikle ekonomik kriz ve olağanüstü dönemlerde, taraflar arasındaki dengenin korunması açısından vazgeçilmez bir işlev görür.

    Bu davanın doğru hukuki gerekçelerle, güçlü delillerle ve profesyonel destek alınarak açılması, hem sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de hak kayıplarının önüne geçer.

     

  • İşyerinde Kalp Krizi İş Kazası Sayılır Mı?

    İşyerinde Kalp Krizi İş Kazası Sayılır Mı?

    İşyerinde meydana gelen kalp krizleri, hem çalışanlar hem de işverenler açısından ciddi hukuki sonuçlar doğurabilen olaylardır. Özellikle kalp krizinin iş kazası sayılıp sayılmayacağı, buna bağlı olarak sosyal güvenlik hakları ve tazminat talepleri bakımından büyük önem taşır. Uygulamada sıkça karşılaşılan bu durum, Yargıtay içtihatları ve Sosyal Güvenlik Kurumu uygulamaları doğrultusunda netlik kazanmıştır.

    Bu yazıda, işyerinde kalp krizinin hangi şartlarda iş kazası sayıldığı, SGK süreci, işverene karşı açılabilecek maddi ve manevi tazminat davaları, zamanaşımı süreleri ve uygulamadaki kritik noktalar ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

    İş Kazası Nedir?

    İş kazası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde açık şekilde tanımlanmıştır. Buna göre, işçinin;

    • İşyerinde bulunduğu sırada,
    • İşveren tarafından yürütülen iş nedeniyle,
    • Görevle işyeri dışında bulunduğu sırada,
    • Emziren kadın işçinin süt izni sırasında,
    • İşveren tarafından sağlanan araçla işe gidiş geliş sırasında

    meydana gelen ve işçiyi bedenen ya da ruhen zarara uğratan olaylar iş kazası olarak kabul edilir.

    Bu kapsamda, kalp krizi de belirli şartlar altında iş kazası olarak değerlendirilebilir.

    İşyerinde Kalp Krizi Ne Zaman İş Kazası Sayılır?

    İşyerinde geçirilen her kalp krizi otomatik olarak iş kazası sayılmaz. Kalp krizinin iş kazası sayılabilmesi için, olay ile işin yürütülmesi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Yani kalp krizinin meydana gelmesinde işin niteliği, çalışma koşulları, iş yükü, stres ve benzeri etkenlerin rol oynaması gerekir.

    Kalp Krizinin İş Kazası Sayıldığı Durumlar

    Aşağıdaki durumlarda işyerinde geçirilen kalp krizi büyük ölçüde iş kazası olarak kabul edilir:

    • Aşırı iş yükü altında çalışılması
    • Uzun süreli ve yoğun stres
    • Fazla mesai yapılması
    • Fiziksel olarak ağır işlerde çalışma
    • İş ortamının sağlıksız ve tehlikeli olması
    • Aşırı sıcak, soğuk veya havasız ortamlarda çalışma
    • Dinlenme sürelerinin yetersiz olması

    Bu koşullar altında meydana gelen kalp krizleri, Yargıtay kararları doğrultusunda iş kazası kapsamında değerlendirilir.

    Kalp Krizinin İş Kazası Sayılmadığı Durumlar

    Kalp krizinin tamamen kişisel sağlık sorunlarından kaynaklanması ve iş koşullarıyla hiçbir bağlantısının bulunmaması halinde iş kazası kabul edilmeyebilir. Ancak uygulamada bu ayrım oldukça hassas yapılır ve genellikle iş lehine yorum yapılır.

    Yargıtay Kararlarına Göre Kalp Krizi ve İş Kazası İlişkisi

    Yargıtay, uzun yıllardır istikrarlı kararlarında, işyerinde meydana gelen kalp krizlerinin büyük bir bölümünü iş kazası olarak kabul etmektedir. Yüksek Mahkeme, özellikle işin niteliği, iş yoğunluğu ve stres faktörlerini dikkate alarak, kalp krizinin işle bağlantısını geniş yorumlamaktadır.

    Yargıtay’a göre, kalp krizi işyerinde meydana gelmişse ve olayın meydana geldiği an itibarıyla işçi iş görme edimini yerine getiriyorsa, aksini ispatlamak işverene düşer. Bu yaklaşım, işçinin korunması ilkesinin bir sonucudur.

    SGK Açısından Kalp Krizi İş Kazası Sayılır Mı?

    Sosyal Güvenlik Kurumu, işyerinde meydana gelen kalp krizlerini çoğu zaman iş kazası olarak kabul etmektedir. Bu durumda işçi veya hak sahipleri, SGK tarafından sağlanan çeşitli haklardan yararlanabilir.

    SGK Tarafından Sağlanan Haklar

    Kalp krizinin iş kazası olarak kabul edilmesi halinde işçiye veya yakınlarına şu haklar sağlanır:

    Geçici İş Göremezlik Ödeneği

    İşçi, tedavi süresince çalışamaz durumda ise geçici iş göremezlik ödeneği alabilir.

    Sürekli İş Göremezlik Geliri

    Kalp krizi sonucunda kalıcı iş gücü kaybı oluşmuşsa, işçiye sürekli iş göremezlik geliri bağlanır.

    Ölüm Geliri ve Cenaze Ödeneği

    Kalp krizi ölümle sonuçlanmışsa, hak sahiplerine ölüm geliri bağlanır ve cenaze ödeneği verilir.

    Bu hakların elde edilebilmesi için olayın SGK’ya süresi içinde bildirilmesi ve iş kazası tespiti yapılması gerekir.

    İşverene Karşı Tazminat Davası Açılabilir Mi?

    SGK tarafından sağlanan yardımlar, iş kazası nedeniyle uğranılan zararın tamamını karşılamaz. Bu nedenle işçi veya yakınları, işverene karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilir.

    Maddi Tazminat Talepleri

    Kalp krizi nedeniyle açılabilecek maddi tazminat kalemleri şunlardır:

    Geçici İş Göremezlik Tazminatı

    İşçinin çalışamadığı süre boyunca uğradığı gelir kaybı.

    Sürekli İş Göremezlik Tazminatı

    Kalıcı iş gücü kaybı nedeniyle doğan ekonomik zarar.

    Tedavi Giderleri

    Hastane, ilaç, ameliyat, fizik tedavi ve bakım masrafları.

    Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

    Kalp krizi sonucu işçinin hayatını kaybetmesi durumunda, destekten yoksun kalan yakınlarının talep edebileceği tazminat.

    Manevi Tazminat Talepleri

    Kalp krizi geçiren işçi yaşadığı acı ve ıstırap nedeniyle manevi tazminat isteyebilir. Ölüm halinde ise eş, çocuklar, anne ve baba manevi tazminat talep edebilir.

    Manevi tazminat miktarı belirlenirken olayın ağırlığı, kusur oranı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları göz önünde bulundurulur.

    İşverenin Kusuru ve Sorumluluğu

    İş kazası nedeniyle tazminat davası açılabilmesi için işverenin kusurlu olması aranır. İşveren, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almakla yükümlüdür.

    İşverenin Kusurlu Sayıldığı Durumlar

    • Aşırı iş yükü verilmesi
    • Uzun süreli fazla mesai yaptırılması
    • Dinlenme sürelerinin kullandırılmaması
    • İş stresinin kontrol altına alınmaması
    • Sağlıksız çalışma koşulları
    • Yetersiz iş güvenliği önlemleri

    Bu durumlarda işverenin kusuru bulunduğu kabul edilir ve tazminat sorumluluğu doğar.

    Kalp Krizi Nedeniyle Açılacak Davalarda Zamanaşımı

    Kalp krizi nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında genel zamanaşımı süresi 10 yıldır. Bu süre, olayın meydana geldiği tarihten itibaren başlar.

    Ancak olay aynı zamanda ceza hukukuna konu oluyorsa ve ceza zamanaşımı süresi daha uzunsa, tazminat davasında da bu süre uygulanır.

    İş Kazasının Tespiti Davası

    SGK’nın kalp krizini iş kazası olarak kabul etmemesi halinde, iş kazasının tespiti davası açılabilir. Bu dava sonucunda mahkeme, olayın iş kazası olup olmadığını değerlendirir. İş kazası tespiti yapılmadan açılan tazminat davaları çoğu zaman usulden reddedilebilmektedir.

    Kalp Krizi Sonrası Hukuki Süreç Nasıl İşler?

    Kalp krizi sonrası izlenmesi gereken temel adımlar şunlardır:

    1. Olayın derhal SGK’ya bildirilmesi
    2. Sağlık raporlarının ve tedavi belgelerinin temin edilmesi
    3. İş kazası tespiti yapılması
    4. Kusur ve maluliyet oranının belirlenmesi
    5. Maddi ve manevi tazminat davası açılması

    Bu sürecin doğru yönetilmesi, hak kayıplarının önüne geçer.

    Bilirkişi İncelemesi ve Raporların Önemi

    Kalp krizi nedeniyle açılan davalarda mahkeme, kusur oranı ve maluliyet oranının tespiti için bilirkişi incelemesine başvurur. Bilirkişi raporları, davanın sonucunu doğrudan etkiler. Bu nedenle raporların ayrıntılı, bilimsel ve gerekçeli olması büyük önem taşır.

    İşyerinde Kalp Krizi ve Ceza Sorumluluğu

    İşverenin ağır ihmali veya kasıtlı davranışı sonucunda kalp krizi meydana gelmişse, işveren hakkında taksirle yaralama veya taksirle ölüme sebebiyet verme suçlarından ceza davası da açılabilir.

    Ceza davasının sonucu, tazminat davasında kusur tespiti bakımından önemli delil niteliği taşır.

    Sonuç

    İşyerinde meydana gelen kalp krizleri, çoğu durumda iş kazası olarak kabul edilmektedir. Özellikle işin yoğunluğu, stres düzeyi ve çalışma koşulları dikkate alındığında, kalp krizi ile iş arasındaki illiyet bağı kolaylıkla kurulabilmektedir.

    Kalp krizi sonrası SGK haklarının eksiksiz şekilde kullanılması ve işverene karşı açılacak tazminat davalarının doğru şekilde yürütülmesi, mağduriyetlerin giderilmesi açısından büyük önem taşır. Bu nedenle sürecin uzman hukukçular eşliğinde takip edilmesi, hem maddi hem de manevi kayıpların telafisi bakımından en sağlıklı yol olacaktır.

     

  • Kira Bedelinin Tespiti Davası Nedir?

    Kira Bedelinin Tespiti Davası Nedir?

    Kira sözleşmeleri, günlük hayatta en sık karşılaşılan sözleşme türlerinden biridir. Zaman içerisinde ekonomik koşulların değişmesi, enflasyon oranlarının yükselmesi, emlak piyasasındaki dalgalanmalar ve bölgesel gelişmeler, kira bedellerinin güncel piyasa koşullarına uyarlanmasını zorunlu kılmaktadır. Taraflar arasında yeni kira bedeli konusunda anlaşma sağlanamadığı hallerde ise kira bedelinin tespiti davası gündeme gelmektedir.

    Kira bedelinin tespiti davası, mevcut kira sözleşmesinin devam ettiği durumlarda, kira bedelinin hakkaniyete ve rayiç değerlere uygun biçimde yeniden belirlenmesini amaçlayan bir dava türüdür. Bu dava, özellikle uzun süreli kira sözleşmelerinde, kira bedelinin piyasa koşullarının çok altında veya çok üstünde kalması durumunda büyük önem taşır.

    Bu yazıda kira bedelinin tespiti davasının tanımı, hukuki dayanakları, açılma şartları, dava süreci, bilirkişi incelemesi, emsal kira araştırması ve Yargıtay uygulamaları ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

    Kira Bedelinin Tespiti Davası Nedir?

    Hukuki Tanım

    Kira bedelinin tespiti davası, devam eden bir kira sözleşmesinde, yeni kira dönemine uygulanacak kira bedelinin mahkeme tarafından belirlenmesi amacıyla açılan davadır.

    Bu dava, Türk Borçlar Kanunu’nun 344. ve 345. maddeleri kapsamında düzenlenmiştir.

    Davanın Amacı

    Bu davanın temel amacı:

    • Kira bedelinin emsal piyasa koşullarına uygun hale getirilmesi,
    • Taraflar arasında hakkaniyetli bir denge kurulması,
    • Fahiş kira artışlarının ve aşırı düşük bedellerin önlenmesi

    olarak özetlenebilir.

    Kira Bedelinin Tespiti Davasının Hukuki Dayanakları

    Türk Borçlar Kanunu Madde 344

    Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesine göre kira artışı:

    • Taraflar arasında bir artış oranı belirlenmişse, bu oran TÜFE on iki aylık ortalamasını geçemez.

    • Beş yılın sonunda ise kira bedeli hakim tarafından yeniden belirlenir.

    Türk Borçlar Kanunu Madde 345

    Madde 345’e göre kira bedelinin tespiti davası:

    • Her zaman açılabilir.
    • Ancak yeni kira dönemine uygulanacak bedelin belirlenebilmesi için, davanın yeni kira döneminden en az 30 gün önce açılması veya bu süre içinde kiracıya yazılı bildirim yapılması gerekir.

    Kira Bedelinin Tespiti Davası Ne Zaman Açılır?

    Beş Yıllık Süre Kuralı

    Kira sözleşmesinin üzerinden 5 yıl geçmişse, taraflardan biri kira bedelinin yeniden belirlenmesi için dava açabilir.

    Bu durumda hakim;

    • TÜFE oranını,
    • Emsal kira bedellerini,
    • Taşınmazın konumunu,
    • Fiziki durumunu

    dikkate alarak hakkaniyete uygun bir kira bedeli belirler.

    Beş Yıldan Önce Açılabilir mi?

    Beş yıldan önce açılan tespit davalarında mahkeme:

    • Sözleşmede belirlenen artış oranını,
    • TÜFE sınırını

    esas alır.

    Bu nedenle beş yıl dolmadan açılan davalarda geniş bir takdir yetkisi bulunmaz.

    Kira Bedelinin Tespiti Davasını Kimler Açabilir?

    1. Kiraya Veren (Ev Sahibi)

    Kiraya veren, kira bedelinin düşük kaldığını düşünüyorsa tespit davası açabilir.

    2. Kiracı

    Kiracı da, kira bedelinin piyasa koşullarının üzerinde olduğunu düşünüyorsa tespit davası açabilir.

    Kira Bedelinin Tespiti Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

    Görevli Mahkeme

    Kira bedelinin tespiti davalarında görevli mahkeme:

    Sulh Hukuk Mahkemesidir.

    Yetkili Mahkeme

    Yetkili mahkeme ise:

    • Kiralanan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

    Kira Bedelinin Tespiti Davası Nasıl Açılır?

    Dava Dilekçesinde Bulunması Gereken Unsurlar

    Dava dilekçesinde şu hususlar açıkça belirtilmelidir:

    • Taraf bilgileri
    • Kira sözleşmesinin tarihi
    • Mevcut kira bedeli
    • Talep edilen yeni kira bedeli
    • Dayanılan hukuki sebepler

    Deliller

    Davada sıklıkla şu deliller kullanılır:

    • Kira sözleşmesi
    • Tapu kaydı
    • Emsal kira sözleşmeleri
    • Bilirkişi incelemesi
    • Keşif raporu

    Bilirkişi İncelemesi ve Emsal Araştırması

    Bilirkişi Raporunun Önemi

    Mahkeme, kira bedelinin tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırır.

    Bilirkişi:

    • Bölgedeki emsal kiraları,
    • Taşınmazın özelliklerini,
    • Konumunu,
    • Fiziki durumunu

    dikkate alarak rapor hazırlar.

    Emsal Kira Bedellerinin Belirlenmesi

    Emsal araştırması yapılırken:

    • Aynı bölgede
    • Benzer nitelikte
    • Yakın tarihte kiralanmış

    taşınmazlar esas alınır.

    Kira Bedelinin Tespiti Davasında Hakimin Takdir Yetkisi

    Hakim;

    • TÜFE oranını,
    • Emsal kira bedellerini,
    • Hakkaniyet ilkesini

    dikkate alarak yeni kira bedelini belirler.

    Bu aşamada %10-20 arasında bir hakkaniyet indirimi uygulanması Yargıtay uygulamalarında yaygındır.

    Yargıtay Uygulamaları

    Yargıtay kararlarına göre:

    • Beş yıl sonunda açılan tespit davalarında piyasa rayici esas alınır.

    • Bilirkişi raporu mutlaka emsal karşılaştırmasına dayanmalıdır.

    • Hakkaniyet indirimi yapılmadan belirlenen bedeller bozma sebebidir.

    Kira Bedelinin Tespiti Davasının Sonuçları

    Yeni Kira Bedelinin Uygulanması

    Mahkeme tarafından belirlenen yeni kira bedeli:

    • Yeni kira döneminin başlangıcından itibaren geçerli olur.

    Geriye Dönük Kira Farkı Talep Edilebilir mi?

    Dava süresinde gerekli süre şartları yerine getirilmişse, geriye dönük kira farkı da talep edilebilir.

    Kira Tespit Davası ile Kira Uyarlama Davası Arasındaki Fark

    Kriter Kira Tespit Davası Uyarlama Davası
    Dayanak TBK 344-345 TBK 138
    Amaç Rayice göre kira belirleme Aşırı ifa güçlüğü
    Süre Genellikle 5 yıl Olağanüstü durum

    Sonuç

    Kira bedelinin tespiti davası, taraflar arasındaki ekonomik dengenin korunması açısından büyük öneme sahiptir. Özellikle uzun süreli kira ilişkilerinde, değişen piyasa koşulları nedeniyle kira bedelinin güncellenmesi kaçınılmaz hale gelir.

    Bu davanın doğru zamanda, doğru delillerle ve hukuki çerçevede açılması; hem hak kayıplarının önlenmesini sağlar hem de yargılama sürecinin sağlıklı yürütülmesine katkı sunar.

     

  • İş Kazaları Nedeniyle Açılacak Tazminat Davaları Rehberi

    İş Kazaları Nedeniyle Açılacak Tazminat Davaları Rehberi

    İş kazaları, çalışanların bedensel ve ruhsal bütünlüğünü etkileyen, ciddi sonuçlar doğurabilen olaylardır. İş kazası sonucunda meydana gelen zararların giderilmesi amacıyla işverenlere karşı tazminat davası açılması mümkündür. Bu davalar, işçinin uğradığı maddi ve manevi zararların telafi edilmesini hedefler. İş kazaları nedeniyle açılacak tazminat davaları, hem iş hukuku hem de sosyal güvenlik hukuku bakımından önemli sonuçlar doğurur.

    Bu yazıda, iş kazasının tanımından başlayarak tazminat türleri, dava şartları, yargılama süreci ve dikkat edilmesi gereken hususlar detaylı şekilde ele alınacaktır.

    İş Kazası Nedir?

    İş kazası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda açık şekilde tanımlanmıştır. Buna göre, işçinin işyerinde, işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle ya da işin gereği olarak başka bir yerde bulunduğu sırada meydana gelen ve işçiyi bedenen veya ruhen zarara uğratan olaylar iş kazası olarak kabul edilir.

    İş Kazası Sayılan Haller

    Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için aşağıdaki durumlardan birinde gerçekleşmiş olması gerekir:

    • İşçinin işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen kazalar
    • İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelen kazalar
    • İşçinin görevle işyeri dışında bulunduğu sırada meydana gelen kazalar
    • Emziren kadın işçinin çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda yaşanan kazalar
    • İşveren tarafından sağlanan taşıtla işin yapıldığı yere gidiş geliş sırasında meydana gelen kazalar

    Bu durumlarda yaşanan her türlü bedensel zarar, iş kazası kapsamında değerlendirilir.

    İş Kazası Nedeniyle Açılabilecek Tazminat Davaları

    İş kazası sonucunda zarar gören işçi ya da ölen işçinin yakınları, işverene karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Bu davalar, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerden bağımsız olarak yürütülür.

    Maddi Tazminat Davası

    Maddi tazminat, iş kazası nedeniyle meydana gelen ekonomik kayıpların telafisi amacıyla talep edilir. Maddi tazminat kalemleri şunlardır:

    Geçici İş Göremezlik Tazminatı

    İşçinin tedavi sürecinde çalışamaması nedeniyle uğradığı gelir kaybının karşılanması amacıyla talep edilir. SGK tarafından yapılan ödemelerin yetersiz kaldığı durumlarda, işverenden ayrıca tazminat istenebilir.

    Sürekli İş Göremezlik Tazminatı

    İş kazası sonucu kalıcı sakatlık meydana gelmesi hâlinde, işçinin meslekte kazanma gücündeki kayıp oranına göre hesaplanan tazminattır. Bu tazminat, işçinin yaşam boyu uğrayacağı gelir kaybını telafi etmeyi amaçlar.

    Tedavi ve Bakım Giderleri

    Kaza sonrası yapılan tüm tedavi masrafları, ilaç giderleri, fizik tedavi masrafları ve gerekiyorsa bakıcı giderleri maddi tazminat kapsamında talep edilebilir.

    Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

    İş kazası sonucu işçinin hayatını kaybetmesi hâlinde, onun maddi desteğinden yoksun kalan eş, çocuklar ve diğer yakınlar tarafından talep edilir.

    Manevi Tazminat Davası

    Manevi tazminat, iş kazası nedeniyle yaşanan acı, elem ve ıstırabın bir nebze giderilmesini amaçlar. İşçi, uğradığı bedensel ve ruhsal zarar nedeniyle manevi tazminat isteyebilir. Ölüm hâlinde ise ölen işçinin yakınları manevi tazminat talep edebilir.

    Manevi tazminat miktarı belirlenirken;

    • Kazanın ağırlığı
    • İşçinin uğradığı zarar
    • Tarafların sosyal ve ekonomik durumu
    • Kusur oranı

    gibi kriterler dikkate alınır.

    İşverenin Sorumluluğu ve Kusur Oranı

    İş kazası nedeniyle tazminat davası açılabilmesi için genellikle işverenin kusurlu olması gerekir. İşveren, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, çalışanları bilgilendirmek ve denetlemekle yükümlüdür.

    İşverenin Kusurlu Sayıldığı Durumlar

    • İş güvenliği eğitimi verilmemesi
    • Koruyucu ekipman sağlanmaması
    • Risk analizi yapılmaması
    • Gerekli denetimlerin yapılmaması
    • Tehlikeli koşulların giderilmemesi

    Bu gibi durumlarda işverenin kusuru bulunduğu kabul edilir ve tazminat sorumluluğu doğar.

    İş Kazası Nedeniyle Dava Açma Şartları

    İş kazası nedeniyle tazminat davası açılabilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:

    • Ortada bir iş kazası bulunmalıdır.
    • Zarar meydana gelmiş olmalıdır.
    • İşverenin kusuru bulunmalıdır.
    • Zarar ile iş kazası arasında illiyet bağı olmalıdır.

    Bu şartlar mevcutsa işçi veya yakınları dava açma hakkına sahiptir.

    İş Kazası Tazminat Davasında Zamanaşımı Süresi

    İş kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında genel zamanaşımı süresi 10 yıldır. Bu süre, kazanın meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

    Ancak iş kazası aynı zamanda ceza hukukuna konu olan bir suç oluşturuyorsa ve ceza zamanaşımı süresi daha uzunsa, tazminat davasında da bu süre uygulanır.

    İş Kazası Tazminat Davası Nasıl Açılır?

    İş kazası tazminat davası, işçinin veya hak sahiplerinin yerleşim yerindeki ya da işverenin merkezinin bulunduğu yerdeki iş mahkemesinde açılır.

    Dava Açma Süreci

    1. İş kazasının SGK’ya bildirilmesi
    2. Sağlık raporlarının ve kusur tespitinin yapılması
    3. Maddi zarar hesaplamalarının yapılması
    4. Dava dilekçesinin hazırlanması
    5. Yetkili iş mahkemesinde davanın açılması

    İş Kazası Davalarında Bilirkişi İncelemesi

    Mahkeme, kusur oranının ve tazminat miktarının belirlenmesi için genellikle bilirkişi incelemesine başvurur. Bilirkişi raporlarında;

    • İşverenin kusur oranı
    • İşçinin kusur oranı
    • Sürekli iş göremezlik oranı
    • Maddi zarar hesapları

    ayrıntılı şekilde değerlendirilir.

    SGK Ödemeleri Tazminat Davasını Etkiler mi?

    SGK tarafından yapılan geçici iş göremezlik ödeneği ve sürekli iş göremezlik geliri, tazminat hesabında dikkate alınır. Ancak bu durum, işverenin tazminat sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz. SGK ödemeleri, yalnızca hesaplamada indirim sebebi olabilir.

    İş Kazası Tazminat Davasında Arabuluculuk Zorunlu mudur?

    İş kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında zorunlu arabuluculuk şartı bulunmamaktadır. İşçi doğrudan dava açabilir. Ancak taraflar isterse ihtiyari olarak arabuluculuğa başvurabilir.

    İş Kazası Davalarında Avukatla Takip Neden Önemlidir?

    İş kazası davaları, teknik hesaplamalar, kusur tespiti ve hukuki prosedürler içermesi nedeniyle oldukça karmaşıktır. Hak kaybı yaşanmaması adına sürecin alanında uzman bir avukat tarafından yürütülmesi büyük önem taşır.

    Sonuç

    İş kazaları, çalışanlar açısından ağır sonuçlar doğurabilen olaylardır. İş kazası nedeniyle açılacak tazminat davaları, işçinin uğradığı maddi ve manevi zararların telafi edilmesini sağlar. Bu süreçte doğru hukuki adımların atılması, hak kaybı yaşanmaması ve tazminatın eksiksiz şekilde alınabilmesi için son derece önemlidir.

    İş kazası geçiren işçilerin ve yakınlarının, yasal haklarını tam anlamıyla öğrenerek bilinçli hareket etmeleri, sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar.

     

  • Apartman Yöneticisi Atanması İstemi Dilekçesi

    Apartman Yöneticisi Atanması İstemi Dilekçesi

    Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca, sekiz veya daha fazla bağımsız bölümü olan binalarda yönetici atanması mecburidir. Ancak kat malikleri kurulunda gerekli çoğunluğun sağlanamaması, aday çıkmaması veya mevcut yönetimin kilitlenmesi gibi durumlarda apartman yönetimsiz kalabilir. Bu durum; ortak giderlerin ödenmemesi, asansör bakımlarının aksaması ve resmi işlemlerin yürütülememesi gibi ciddi sorunlara yol açar. Apartman yöneticisi atanması istemine ilişkin dilekçe, herhangi bir kat malikinin başvurusuyla Sulh Hukuk Mahkemesi’nin müdahalesini ve binaya dışarıdan veya içeriden bir “kayyım yönetici” atanmasını sağlayan hukuki çözümdür.

    Mahkemece atanan yönetici, kural olarak kat malikleri tarafından atanan yöneticinin hak ve yetkilerine sahip olur. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus; mahkeme tarafından atanan yöneticinin, atanma tarihinden itibaren altı ay geçmedikçe kat malikleri kurulu tarafından değiştirilemeyeceğidir. Dilekçede, daha önce yapılan kat malikleri kurulu toplantılarının sonuçsuz kaldığına dair tutanaklar ve binanın acil yönetim ihtiyacı somut gerekçelerle ortaya konulmalıdır.

    Apartman Yöneticisi Atanması İstemine İlişkin Dilekçe Örneği

     

    … SULH HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

     

    DAVACI:

    TC KİMLİK NUMARASI         :

    ADRES                             :

    VEKİLİ                            :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    ADRES                             :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    DAVALİ:

    ADRESİ                            :

    KONU                               :  Apartman Yöneticisi Atanması İstemimizden ibarettir.

    AÇIKLAMALAR           :

    1-) Müvekkilim … adresinde bulunan … Apartmanı’nda oturmaktadır. …  Daireli apartmanda, …/…/… tarihinde son yapılan genel kurul toplantısında gerekli oy oranları sağlanamamış ve yönetici seçmek mümkün olmamıştır. (EK-1)

    2-) Apartman oldukça sorunlu bir binadır. … işleri yapılmaktadır.  Şu anda tüm bu işler sahipsiz kalmıştır.

    3-) Yasa gereği, kendi yöneticisini seçemeyen apartman sakinlerine mahkemenizce yönetici seçilmesini istemekteyiz.

    HUKUKİ NEDENLER  : 634 S. K. m. 34

    HUKUKİ DELİLLER    :

    1-) Yönetim planı,

    2-) Karar defteri.

    3-) Bilirkişi İncelemesi.

     

    SONUÇ VE İSTEM                : Yukarıda açıklanan nedenler ile müvekkilin oturmakta olduğu,        … Apartmanı’na mahkemenizce yönetici atanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini müvekkilimiz adına saygıyla talep ederiz. …/…/…

     

    EKLER                                     :

    1-) Yönetim planı,

    2-) Karar defteri.

    3-) Bir adet onaylı vekaletname örneği

     

    Davacı Vekili

     

  • Vasiyetnamenin Tenfizi (Yerine Getirilmesi) Dava Dilekçesi

    Vasiyetnamenin Tenfizi (Yerine Getirilmesi) Dava Dilekçesi

    Hukuk sistemimizde vasiyetname, bir kimsenin ölümünden sonra geçerli olmak üzere malvarlığı üzerinde yaptığı tek taraflı bir ölüme bağlı tasarruftur. Ancak vasiyetnamenin noter huzurunda yapılmış olması veya mahkemece açılıp okunması, vasiyet edilen malların kendiliğinden vasiyet alacaklısına geçmesini sağlamaz. Vasiyetnamenin tenfizi istemine dair dilekçe, vasiyetname ile kendisine belirli bir mal veya hak bırakılan kişinin, bu hakkın kendi adına tescil edilmesini sağlamak amacıyla mirasçılara karşı açtığı davayı başlatır. Bu dava, vasiyetnamenin içeriğinin somut bir hukuki sonuç doğurmasını (örneğin tapuda devir veya bankadaki paranın tahsili) sağlayan icrai bir işlemdir.

    Vasiyetnamenin tenfizi davasının açılabilmesi için öncelikle vasiyetnamenin Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından açılmış olması, tüm ilgililere okunması ve vasiyetnamenin iptali ya da tenkis (payların indirilmesi) davalarının sonuçlanmış (veya süresinin dolmuş) olması gerekir. Dilekçede; vasiyetnamenin açıldığına dair mahkeme kararı, vasiyet edilen malın cinsi ve mülkiyetin intikali talebi net bir şekilde belirtilmelidir. Bu davanın asıl muhatabı yasal mirasçılardır; zira vasiyetin yerine getirilmesi borcu yasal mirasçılara aittir.

    Vasiyetnamenin Tenfizi İstemine Dair Dilekçe Örneği

     

    … ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

    DAVACI  (TC No)                         :

    ADRES                                         :

    VEKİLİ                                        :

    ADRES                                         :

    DAVALI                                       :

    ADRESİ                                               :

    KONU                                           : Vasiyetnamenin Tenfizi İstemimizi içerir dilekçemizdir.

    A Ç I K L A M A L A R I M I Z 

    1-)Muris … …, …/…/… tarihinde vefat etmiş ve … Noterliğinin …/…/… Tarih ve …/… yevmiye numaralı vasiyetnamesi (… Sulh Hukuk Mahkemesinin …/…/… Tarih ve …/… Esas …/… Karar sayılı kararı ile açılarak okunmuştur.)

    2-)Vasiyetnamenin açılmasından sonra davalıların vasiyetnamenin iptali için … Hukuk Mahkemesinde açtıkları dava …/…/… Tarih ve …/… Esas ve …/… Karar sayılı kararla reddolunmuş ve bu karar ../../2022 tarihinde kesinleşmiştir.

    3-)Vasiyetname kesinlik kazanmış bulunmaktadır. Davalılar vasiyetin gereğini henüz yerine getirmemişlerdir. Dava konusu vasiyetnamede müvekkil lehine vasiyet edilen … … adresinde bulunan, … ada … pafta … parselde kayıtlı … m2 taşınmazın tapu kaydının iptali ve müvekkil adına tescilini sağlamak üzere işbu davayı açmak zorunluluğu hasıl olmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER              : 4721 S. K. m. 600.

    HUKUKİ DELİLLER                 :

    1)

    2)

     

    SONUÇ VE İSTEM         : Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, … Hukuk Mahkemesinin …/…/… Tarih ve …/… Esas …/… Karar sayılı kararı ile açılan ve … Noterliğince …/…/… Tarih ve …/… yevmiye numarasıyla düzenlenen vasiyetnamenin tenfizi ile … … adresinde bulunan, … ada … pafta … parselde kayıtlı … m2 taşınmazın tapu kaydının iptali ve müvekkil adına tesciline karar verilmesini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasını bilvekale talep ederim.  …/…/…

    Davacı Vekili

    Av.

    a

  • Hakaret Nedeniyle Manevi Tazminat Davası Dilekçesi

    Hakaret Nedeniyle Manevi Tazminat Davası Dilekçesi

    Hukuk sistemimizde kişinin şeref, haysiyet ve saygınlığı, Anayasa ve Türk Medeni Kanunu ile koruma altına alınmış en temel kişilik haklarındandır. Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da sövmek suretiyle saldırıda bulunulması durumunda, mağdur tarafın uğradığı ruhsal çöküntü ve üzüntünün telafisi amacıyla manevi tazminat davası açma hakkı doğar. Hakaret nedeniyle manevi tazminat davası dilekçesi, failin haksız fiili sonucunda sarsılan manevi dengenin bir nebze olsun onarılmasını ve saldırganın bu eyleminden dolayı hukuki yaptırımla karşılaşmasını amaçlayan bir başvuru belgesidir.

    Manevi tazminat miktarının belirlenmesinde mahkeme; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, olayın oluş şeklini, hakaretin ağırlığını ve saldırının ulaştığı kitlenin (sosyal medya, basın vb.) genişliğini dikkate alır. Manevi tazminat bir zenginleşme aracı değil, bir tatmin aracıdır. Dilekçede; hakaret içeren ifadelerin tam metni, bu ifadelerin mağdurun iş ve aile hayatı üzerindeki olumsuz etkileri ve varsa ceza mahkemesinde devam eden veya kesinleşmiş bir “Hakaret Suçu” dosyasına (TCK m. 125) atıf yapılmalıdır. Ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı, hukuk mahkemesi için kusurun tespiti noktasında güçlü bir delil teşkil eder.

    Hakaret Manevi Tazminat Davası Dilekçesi Örneği

     

    … () ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE;

    DAVACI:

    TC KİMLİK NUMARASI :

    ADRES                              :

    VEKİLİ                             :

    ADRES                              :

    DAVALİ:

    ADRESİ                            :

    DAVA DEĞERİ              

    KONU                               : Hakaret sebebi ile Manevi Tazminat İstemimizden İbarettir.

    AÇIKLAMALAR             :

    1-) Davalı,    …/ …/ … tarihinde,  … adresinde bulunan … isimli pastanede müvekkilimiz ve o sırada olaya tanık olan bir kısım mahalle sakini ile birlikte otururken, müvekkilimize dönerek, pastanede bulunan insanların da duyabileceği bir ses tonuyla ve oldukça yakışıksız bir tarzda, özetle, müvekkilin önceki gün apartmanın önüne park ettiği arabasını park etme şeklinden dolayı beceriksiz olduğundan bahisle alay edercesine ve beceriksizlik isnadında bulunmak suretiyle müvekkilimize hakaret etmiştir.

    2-) Müvekkilimiz, … yıldır aynı mahallede yaşamakta olup, davalının anılan eylemi, müvekkilimizin yıllardır tanıdığı ve ailece görüştüğü insanların gözünde küçük düşmesine, onurunun kırılmasına ve saygınlığının zarar görmesine neden olmuştur. Müvekkilimiz, yaşadığı olay nedeni ile psikolojik sarsıntı yaşamıştır.

    3-) … Cumhuriyet Savcılığı’na yapılan şikayet sonucu açılan dava neticesinde, … … Ceza Mahkemesi’nin …/ … E. …/ … K. sayılı dosyasında davalının hakaret suçundan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş;  (EK-1) müvekkilimizin yaşadığı bu olumsuzluğun, davalı eyleminden kaynaklandığı, ceza mahkemesi kararı ile de sabit hale gelmiştir.

    4-) Olay nedeniyle müvekkilin toplum içerisinde düştüğü kötü durum ve üzüntü ve eleminin bir nebze de olsa giderilmesini teminen, işbu tazminat davasını açma zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER    : 6098 S. K. m. 51, 58, 6100 S. K. m. 2, 3, 107, 5237 S. K. m. 125 ve ilgili sair mevzuat.

    HUKUKİ DELİLER         : … … Ceza Mahkemesi’nin …/ … E. …/ … K. sayılı dosyası, Tanık Beyanları.

    SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenlerle, tahkikat sonucunda müvekkilimizin manevi zararının değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere asgari…….TL manevi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği tarih olan …/…/… tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini, müvekkilimiz adına saygıyla talep ederiz. …/ …/ …

    EKLER      : 1. … Ceza Mahkemesi’nin …/ … E. …/ … K. sayılı dosyası

    1. Tanıkların isimleri ve adresleri ile tanıklık edecekleri konuları

    gösterir tanık listesi,

    1. Bir adet özel yetki içerir onaylı vekaletname örneği.

    Davacı Vekili