Yazar: admin

  • Haksız Rekabet Suç Duyurusu Dilekçesi ve Şikayet Süreci

    Haksız Rekabet Suç Duyurusu Dilekçesi ve Şikayet Süreci

    Ticari hayatta dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, sadece özel hukuk alanında tazminat sorumluluğu doğurmakla kalmaz, aynı zamanda Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca cezai yaptırımlara da tabidir. Türk Ticaret Kanunu’nun 62. maddesi, haksız rekabet fiillerini kasten işleyenlerin hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılacağını öngörmektedir. Haksız rekabet suç duyurusu dilekçesi, rakiplerin asılsız beyanlarla ticari itibarı zedelemesi, mesleki sırların yetkisiz kullanımı, müşterileri aldatmaya yönelik yanıltıcı reklamlar veya saldırgan satış yöntemleri gibi durumlarda, kamu davası açılması talebiyle Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan resmi başvurudur.

    Haksız rekabetin cezai boyutu, genellikle dürüstlük kuralının ağır ihlalleri üzerine kurgulanmıştır. Şikayet sürecinin başarılı olması için, eylemin sadece ekonomik bir zarar vermesi değil, aynı zamanda kanunda sayılan suç unsurlarını (kasıt, aldatıcı mahiyet vb.) taşıması gerekir. Dilekçede; haksız rekabet oluşturan fiilin hangi yöntemle (sosyal medya, basın, doğrudan pazarlama vb.) gerçekleştirildiği, bu eylemin ticari işletme üzerindeki somut etkileri ve TTK 55. maddesinde yer alan hangi dürüstlük kuralının ihlal edildiği net bir şekilde belirtilmelidir. Şikayet hakkı, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren başlayan hak düşürücü sürelere tabi olduğundan, vakit kaybetmeksizin delillerin (ekran görüntüleri, tanık beyanları, broşürler) dosyaya sunulması kritiktir. Aşağıda, ticari dürüstlüğü ve rekabet düzenini korumak amacıyla hazırlanan, profesyonel haksız rekabet suç duyurusu dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Haksız Rekabet Suç Duyurusu Dilekçesi Örneği

     

     … CUMHURİYET SAVCILIĞI’NA

     

    YAKINAN                   :

    TC KİMLİK NUMARASI         :

    ADRES                             :

    VEKİLİ                            :

    ADRES                             :

    ŞÜPHELİ                         :

    SUÇ                                   :

     

    SUÇ TARİHİ                   : …/…/…

    AÇIKLAMALAR           :

    1-) Müvekkilimiz, …..’da kurulmuş ….. yıldır ….. alanında faaliyet gösteren ….. şirketinin sahibidir. Müvekkilimiz firma, ….. markalı ürünlerin ve mamullerin her türlü üretimi, dağıtımı ve bunların toptan ve perakende olarak pazarlanması konularında Türkiye çapında yetkilidir. (EK-1)

    2-) Müvekkilimiz tarafından lise eğitimi gören öğrenciler için tüm derslere kolay erişim sağlayan tablet seti için “….” markası ile Türk Patent Enstitüsü’ne …/…/… tarih … başvuru numarası ile marka tescil başvurusunda bulunulmuş ancak henüz tescil edilmemiştir. (EK-2) Başvuruda bulunulan abaküs eğitim setinin üretimi yapılmış, tüm Türkiye’de satışına ve dağıtımına başlanmıştır.

    3-) …/…/… tarihinde eğitim setleri alanında faaliyet gösteren şüpheli ….. firmasının ürünlerinin tescil başvurusunda bulunulan “…” markası ile iltibas yaratacak düzeyde benzerlik taşıdığı anlaşılmıştır. (EK-3) Buna ilişkin olarak, şüpheliye piyasaya sürmüş oldukları ilgili ürünlerin iltibas yaratacak düzeyde benzerlik taşıdığı … Noterliği’nin …/…/… tarih ve … yevmiye nolu ihtarnamesi (EK-4) ile iletilmiş olup şüpheli firma tarafından bu konuda herhangi bir eylemde bulunulmamıştır

    4- ) Yukarıda açıklanan nedenlerle ilgili firma yetkililerinin cezalandırılması amacıyla, gerekli soruşturmanın yapılarak kamu davası açılması için müvekkilimiz adına başvurma zorunluluğu doğmuştur.

    HUKUKİ DELİLLER    :

     

    HUKUKİ NEDENLER  :

     

    SONUÇ VE İSTEM                    : Yukarıda açıklanan nedenlerle ilgili şahıs/şahıslar hakkında tahkikat yapılmak suretiyle cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini müvekkilimiz adına saygıyla talep ederiz. …/…/…

     

    Yakınan Vekili

      Av.

     

  • Merci Tayini (Yargı Yeri Belirlenmesi) İstemi Dilekçesi

    Merci Tayini (Yargı Yeri Belirlenmesi) İstemi Dilekçesi

    Hukuk yargılamasında “merci tayini” (yargı yeri belirlenmesi), iki mahkeme arasında çıkan görev veya yetki uyuşmazlığı nedeniyle davanın hangi mahkemede görüleceğinin üst mahkeme tarafından karara bağlanması sürecidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 21. ve devamı maddelerinde düzenlenen bu usul, özellikle her iki mahkemenin de kendisini yetkisiz veya görevsiz görerek dosyadan el çektiği “olumsuz yetki/görev uyuşmazlığı” durumlarında davanın sürüncemede kalmasını engeller. Merci tayini istemi dilekçesi, yargılama sürecinin tıkanıklığını gidererek davanın esasına girilmesini sağlayan, usul ekonomisi ve hak arama hürriyeti bakımından hayati bir başvuru mekanizmasıdır.

    Merci tayini yoluna genellikle; yetkisizlik veya görevsizlik kararlarının karşılıklı olarak verilmesi ve bu kararların kanun yolu incelemesinden geçmeksizin kesinleşmesi durumunda başvurulur. Mahkemeye sunulacak dilekçede, uyuşmazlığın niteliği, daha önce verilen kararların özetleri ve davanın neden belirli bir yer mahkemesinde görülmesi gerektiğine dair yasal dayanaklar net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Merci tayini kararı, bölge adliye mahkemesi (istinaf) veya bazı durumlarda Yargıtay tarafından verilir ve bu karar kesin niteliktedir; yani tarafların bu belirlemeye karşı tekrar itiraz etme hakkı bulunmaz. Usulüne uygun hazırlanmayan ve uyuşmazlığın temelini açıklamayan başvurular, davanın gereksiz yere uzamasına ve hak kayıplarına yol açabilir. Aşağıda, davanın görüleceği doğru mahkemenin tayin edilmesi amacıyla hazırlanan, profesyonel merci tayini istemi dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Merci Tayini İstemi Dilekçesi Örneği

     

    ……. 1.SULH HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

     

    DAVACI                            :

    ADRES                              :

    VEKİLİ                             :

    ADRES                              :

    DAVALI                            :

    ADRESİ                            :

    KONU                               : Merci Tayini Talebimizden İbarettir.

    AÇIKLAMALAR               

    ASKİ aleyhine açmış olduğumuz muarazanın önlenmesi ve suyun bağlanmasına ilişkin davamız,  …… Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek …… Mahkemesine gönderilmiştir. …… Mahkemesince de görevsizlik kararı verilmekle olumsuz görev uyuşmazlığı söz konusu oluştuğu görülmektedir.

    HUKUKİ NEDENLER    : 6100 S. K. m. 21, 22, 23,24,25 ve her türlü ilgili mevzuat

    SONUÇ VE İSTEM         : Yukarıda kısaca açıklanan nedenlerle, Antalya () Sulh Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı kesinleştiğinde dosyanın mercii tayini için Yargıtay ilgili dairesine gönderilmesini, davacı vekili olarak saygılarımı arz ve talep ederim. …/…/…

    EKLER                  : 1. …. Mahkemesinin …/… E. …/… K. sayılı görevsizlik kararı

    1. Bir adet onaylı vekaletname örneği.

                                                                                   Davacı Vekili
                                                            Av.

     

  • Yetki İtirazı Dilekçesi Örneği ve Hukuki Prosedür

    Yetki İtirazı Dilekçesi Örneği ve Hukuki Prosedür

    Hukuk yargılamasında “yetki”, bir davanın coğrafi açıdan hangi yerdeki mahkeme tarafından görüleceğini belirleyen temel usul kuralıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca, davanın genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yerinde açılması esas olsa da taşınmazın aynına ilişkin davalar, sözleşmenin ifa yeri veya haksız fiilin gerçekleştiği yer gibi özel yetki kuralları da mevcuttur. Yetki itirazı dilekçesi, davanın yasaya aykırı bir yer mahkemesinde açılması durumunda, bu usuli hatanın düzeltilmesi ve dosyanın görevli/yetkili mahkemeye gönderilmesi amacıyla sunulan bir ilk itirazdır. Yetki itirazının süresi içerisinde ve usulüne uygun yapılmaması, davanın yetkisiz bir mahkemede görülmesine ve ileride verilecek hükmün usulden bozulmasına yol açabilir.

    Yetki itirazında bulunurken dikkat edilmesi gereken en kritik husus, itirazın türüdür. Kesin yetki kurallarının (örneğin taşınmazın aynına ilişkin davalar) bulunduğu durumlarda mahkeme bu hususu kendiliğinden gözetirken; kesin olmayan yetki hallerinde tarafın en geç cevap dilekçesi süresi içinde bu itirazı ileri sürmesi zorunludur. Dilekçede sadece mahkemenin yetkisiz olduğu belirtilmemeli, aynı zamanda davanın açılması gereken “yetkili mahkeme” de açıkça gösterilmelidir. Aksi takdirde yetki itirazı geçerli bir ilk itiraz olarak kabul edilmez. Usul ekonomisi açısından davanın doğru yerde görülmesi, yargılama sürecinin hızlanması ve tarafların savunma haklarını etkin kullanabilmesi adına hayati önem taşır. Aşağıda, davanın doğru yargı merciine nakledilmesini sağlamak amacıyla hazırlanan, teknik kriterlere uygun yetki itirazı dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Yetki İtirazı Dilekçesi Örneği

     

    … CEZA MAHKEMESİ’NE

    DOSYA NO                      : …/ … E.

    SANIK:

    SAVUNMA:

    SUÇ                                   :Rüşvet (TCK m.252)

    KONU                               : Yetki İtirazımızdan İbarettir.

     

    AÇIKLAMALAR               

     

    1-) Müvekkilimiz hakkında; 01/01/2021 tarihinde Alanya Cumhuriyet Savcılığı’nın 2021/000000 Hazırlık nolu dosyasının kabulü ile mahkemenizde rüşvet  suçundan kamu davası açılmıştır.

    2-)Müvekkilin Bursa’da yaşamasından dolayı, soruşturma ve olası kovuşturma aşamalarında makamınızın taleplerini yerine getirme konusunda sıkıntı yaşayacağı aşikardır. Bu sebeple yetki itirazı hususu gündeme gelmiştir

    3-) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Yetkili Mahkeme” başlıklı 12. maddesinde;

    “(1) Davaya bakmak yetkisi, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir

    (2) Teşebbüste son icra hareketinin yapıldığı, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir.

    (3) Suç, ülkede yayımlanan bir basılı eserle işlenmişse yetki, eserin yayım merkezi olan yer mahkemesine aittir. Ancak, aynı eserin birden çok yerde basılması durumunda suç, eserin yayım merkezi dışındaki baskısında meydana gelmişse, bu suç için eserin basıldığı yer mahkemesi de yetkilidir.

    (4) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçunda eser, mağdurun yerleşim yerinde veya oturduğu yerde dağıtılmışsa, o yer mahkemesi de yetkilidir. Mağdur, suçun işlendiği yer dışında tutuklu veya hükümlü bulunuyorsa, o yer mahkemesi de yetkilidir.

    (5) Görsel veya işitsel yayınlarda da bu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır. Görsel ve işitsel yayın, mağdurun yerleşim yerinde ve oturduğu yerde işitilmiş veya görülmüşse o yer mahkemesi de yetkilidir.”

    3-) Açıkladığımız mevzuat hükümleri gereği, müvekkilimizin hakkında sorgu aşamasına geçilmeden önce yetkisizlik itirazımızın incelenmesini talep ediyoruz.

     

    HUKUKİ NEDENLER  : 5271 S. K. m. 12, 18 ve ilgili mevzuat

    SONUÇ VE İSTEM        : Yukarıda açıkladığımız nedenlerden dolayı, yetki itirazımızın kabulü ile, mahkemenizin yetkisizliğine karar verilmesini, müvekkilimiz adına bilvekale saygıyla talep ederiz. …/ …/ …

     

    Sanık Müdafii

        Av.

     

  • Aynen İfa Talepli Dava Dilekçesi ve Hukuki Süreç

    Aynen İfa Talepli Dava Dilekçesi ve Hukuki Süreç

    Hukuk sistemimizde borç ilişkisinin temel amacı, borçlunun üstlendiği edimi sözleşmeye ve dürüstlük kuralına uygun şekilde yerine getirmesidir. Borçlunun taahhüt ettiği borcu ifa etmemesi durumunda alacaklı, kural olarak borcun doğrudan yerine getirilmesini isteme hakkına sahiptir. Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde düzenlenen aynen ifa talepli dava dilekçesi; alacaklının, borçlunun yerine getirmediği edimi (bir şeyin teslimi, bir işin yapılması veya yapılmaması) mahkeme zorlamasıyla gerçekleştirmesini sağlayan en temel yasal yoldur. Bu dava, tazminat isteminden farklı olarak, taraflar arasındaki asıl borç ilişkisinin aynen korunmasını ve sözleşme amacına doğrudan ulaşılmasını hedefler.

    Aynen ifa talebinde bulunabilmek için borcun muaccel (ödenme vaktinin gelmiş) olması, ifanın halen mümkün bulunması ve borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir. Şayet edimin yerine getirilmesi maddi veya hukuki olarak imkansız hale gelmişse, dava artık aynen ifa değil, ancak tazminat davasına dönüşebilir. Mahkemeye sunulacak dilekçede; taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi, borcun kapsamı ve borçlunun yükümlülüğünü neden yerine getirmediği somut delillerle ortaya konulmalıdır. Özellikle taşınmaz teslimi, belirli bir malın iadesi veya sözleşmesel bir işin tamamlanması gibi durumlarda, dilekçeye eklenecek sözleşme örnekleri ve ihtarname kayıtları davanın seyrini doğrudan etkiler. Aşağıda, borçlunun yükümlülüğünü hukuki zorlamayla yerine getirmesini sağlamak amacıyla hazırlanan, profesyonel aynen ifa talepli dava dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Aynen İfa Talepli Dava Dilekçesi Örneği

     

    DAVACI                           :

     

    ADRES                             :

     

    VEKİLİ                            :

     

    ADRES                             :

     

    DAVALI                           :

     

    ADRESİ                            :

     

    KONU                               : Aynen İfa (Olmadığı Takdirde Bedel İadesi) İstemimizden İbarettir.

     

                                                                                  AÇIKLAMALAR               

     

    1-) Müvekkilimiz, parke yer döşemesi yaptırmak amacıyla, davalıdan … TL. bedel karşılığında … m² parke satın almıştır.

     

    2-) Müvekkilimiz ile davalı arasında …/ …/ … tarihinde imzalanan satış sözleşmesinin … maddesinde, sözleşmeye konu olan parke bedelinin …/ …/ … tarihinde davalının … Bankası … Şubesi’nde yer alan … numaralı hesaba müvekkilimiz tarafından havale edileceği, … maddesinde de sözleşmeye konu parkelerin, …/ …/ … tarihinde davalı tarafından müvekkilimizin … … adresindeki evine teslim edileceği kararlaştırılmıştır. (EK-1)

     

    3-) Müvekkilimiz, sözleşmenin kendisine yüklediği edimi yerine getirmiştir. Bu konudaki banka dekontu ektedir. (EK-2) Ancak, davalı gerek sözleşmede yer alan tarihte gerekse de müvekkilimizin kendisine …/ …/ … tarihinde göndermiş olduğu … Noterliği’nin … yevmiye nolu ihtarnamesinde belirtilen …/ …/ … tarihinde, üzerine düşen yükümlüğü yerine getirmemiştir. (EK-3)

     

    4-) Müvekkilimiz, evinde yaptırmakta olduğu tadilat sırasında kullanacağı parkeleri zamanında teslim alamaması nedeniyle zor durumda kalmıştır. Bu sebeple, parkelerin aynen teslimi, aynen ifanın mümkün olmaması halinde ise ödenen parke bedeli olan … TL.’nin davalıdan alınarak müvekkilimize ödenmesi için mahkemenize başvurulması zorunluluğu hasıl olmuştur.

     

    HUKUKİ NEDENLER  : 6098 S. K. m. 123, 124, 125, 126.

     

    HUKUKİ DELİLLER    :

     

    1-) …/ …/ … tarihli satış sözleşmesi,

    2-) Banka Dekontları

    3-) … Noterliği’nin …/ …/ … tarih ve … yevmiye nolu ihtarnamesi.

    4-) Bilirkişi İncelemesi

     

                                                                           SONUÇ VE İSTEM           

     Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, müvekkilimiz tarafından …/ …/ … tarihli satış sözleşmesi ile satın alınan parkelerin aynen teslimine, aynen ifanın mümkün olmaması halinde ise ödenen parke bedeli olan … TL.’nin davalıdan alınarak müvekkilimize ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini, müvekkilimiz adına saygıyla talep ederiz. …/ …/ …

     

    EKLER                             :

     

    1-) …/ …/ … tarihli satış sözleşmesi,

    2-) Banka Dekontları

    3-) … Noterliği’nin …/ …/ … tarih ve … yevmiye nolu ihtarnamesi.

    4-) Bir Adet Onaylı Vekaletname Örneği.

     

                                                                                                                                              Davacı Vekili

                                                                                                                                              Av.

     

  • Davaların Birleştirilmesi Kararına İtiraz Dilekçesi

    Davaların Birleştirilmesi Kararına İtiraz Dilekçesi

    Hukuk yargılamasında davaların birleştirilmesi, aralarında hukuki veya fiili irtibat bulunan dosyaların birlikte görülerek çelişkili kararların önüne geçilmesini ve yargılamanın hızlandırılmasını amaçlayan bir usul müessesesidir. Ancak her birleştirme kararı her zaman yargılamanın yararına sonuç doğurmayabilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, birleştirme kararı verilmesi için dosyalar arasında “bağlantı” olması şartı aranırken, bu işlemin yargılamayı daha karmaşık hale getirmemesi ve süreci uzatmaması esastır. Birleştirme kararına itiraz dilekçesi; dosyalar arasında iddia edildiği gibi bir irtibat bulunmadığını, birleştirmenin davanın esasına yönelik incelemeyi güçleştireceğini veya makul sürede yargılanma hakkını zedeleyeceğini mahkemeye bildiren hukuki bir savunma aracıdır.

    Birleştirme kararına karşı yapılacak itirazda, her iki davanın temelindeki vakıaların farklılığı, delillerin toplanma aşamalarının uyumsuzluğu ve birleştirme işleminin usul ekonomisine hizmet etmek yerine “usul karmaşasına” yol açacağı somut gerekçelerle açıklanmalıdır. Özellikle, bir davanın karar aşamasına gelmişken henüz başlangıç aşamasındaki bir başka dosya ile birleştirilmesi, hakkın teslimini haksız yere geciktireceği için güçlü bir itiraz nedenidir. Dilekçede, bekletici mesele yapma imkanı varken birleştirme yoluna gidilmesinin davanın tarafları üzerindeki olumsuz etkileri hukuki argümanlarla vurgulanmalıdır. Yanlış kurgulanmış bir birleştirme süreci, asıl davanın yıllarca sürüncemede kalmasına neden olabilir. Aşağıda, yargılama sürecinin etkinliğini korumak ve dosyalar arasındaki yapay irtibatı çürütmek amacıyla hazırlanan, profesyonel davaların birleştirilmesi kararına itiraz dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Birleştirme Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği

     

    … SULH CEZA HAKİMLİĞİ’NE;

     

    İTİRAZ EDEN                            :

     ADRES                                         :

    VEKİLİ                                        :

    ADRES                                         :

    KONU                                           : … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/…/… tarihinde                                                                                                                         tebliğ edilen …/…/… tarih ve …/… sayılı birleştirme kararına karşı itirazımızdır.

     

    AÇIKLAMALAR   

     

    1-) … Cumhuriyet Başsavcılığı …/… Hz. ve …/… Hz. sayılı dosyaları üzerinde yaptığı inceleme sonucu hazırlık evrakları arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle dosyaların birleştirmesine, …/… Hz. sayılı evrakın kaydının kapatılarak, işlemlerin …/…Hz. sayılı evrak üzerinden yürütülmesine karar vermiş ve …/…/… tarih ve …/… sayılı birleştirme kararı …/…/… tarihinde tebliğ edilmekle beraber yerinde değildir.

    2-)  Zira dosyalar arasında birleştirme kararı verilebilmesi için dosyalarda en azından şüpheli konumunda olanlardan birisi bakımından ortaklığın olması, yani birleştirilmesi düşünülen dosyaların her birisinde en az bir kişinin “şüpheli” olarak yer alması gerekmekte ise de; birleştirmeye konu olan dosyalardan …/… Hz. nolu dosyada müvekkilimiz şüpheli olmakla birlikte diğer dosya açısından bir sıfatı bulunmayıp ilgili dosyayla ilgili sadece tanıklığına başvurulmuş olup bu husus gözden kaçırılmıştır. Mahkemenizce dosyalar üzerinde yapılacak inceleme ile de durum fark edilecektir.

    3-) Açıkladığımız nedenlerle … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/…/… gün ve …/… sayılı birleştirme kararının kaldırılmasına karar verilerek, bu hususun yerine getirilmesi için dosyanın ilgili Başsavcılığa geri gönderilmesini isteme zorunluluğu doğmuştur.

     

    HUKUKİ NEDENLER  : 5271 S. K. m. 8-11 ve ilgili mevzuat.

     

    SONUÇ VE İSTEM                       

    Yukarıda açıkladığımız nedenlerle … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın …/…/… gün ve …/… sayılı birleştirme kararının kaldırılmasına karar verilerek, bu hususun yerine getirilmesi için dosyanın ilgili Başsavcılığa geri gönderilmesini saygıyla arz ve talep ederiz.  …/…/…

     

                                                                                                         İtiraz Eden Vekili

     

  • Bilişim Sistemleri Aracılığıyla Hırsızlık Savunma Dilekçesi

    Bilişim Sistemleri Aracılığıyla Hırsızlık Savunma Dilekçesi

    Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-e maddesinde düzenlenen bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçu, teknolojinin sunduğu imkanlar vasıtasıyla taşınır bir malın veya ekonomik değerin rıza dışı ele geçirilmesini ifade eder. Bu suç tipi, nitelikli hırsızlık halleri arasında sayılmakta olup, banka hesaplarına yetkisiz erişim, internet bankacılığı dolandırıcılığı veya sanal varlıkların izinsiz transferi gibi eylemler bu kapsamda değerlendirilir. Yargılama aşamasında sunulacak savunma dilekçesi, sanığın suça iştirak iradesinin bulunmadığı, IP adresi çakışmaları, “oltama” (phishing) yöntemlerinde kullanılan üçüncü kişilerin rızası dışı dahil edilmesi veya teknik imkansızlıklar gibi argümanlarla maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından hayati önem taşır.

    Bilişim suçlarında en kritik savunma hattı, dijital delillerin (log kayıtları, MAC adresleri, HTS kayıtları) teknik bir titizlikle analiz edilmesidir. Çoğu zaman faillerin gerçek kimliklerini gizlemek amacıyla başkalarına ait internet hatlarını veya kimlik bilgilerini kullanması, masum kişilerin şüpheli konumuna düşmesine neden olabilmektedir. Dilekçede, suçun manevi unsuru olan “kast” faktörünün oluşmadığı, hesap hareketlerindeki olağan akışın suçla bağdaşmadığı veya bilişim sistemindeki güvenlik açıklarından kaynaklanan hatalı tespitlerin varlığı hukuki ve teknik argümanlarla desteklenmelidir. Mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesine dair taleplerin net bir şekilde formüle edilmesi, savunmanın başarısını doğrudan etkiler. Aşağıda, dijital verilerin ve ceza hukuku ilkelerinin gözetildiği, teknik derinliğe sahip bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık savunma dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık Savunma Dilekçesi Örneği

     

    …. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

                                                                                               …………..

    DOSYA NO            : 

    DURUŞMA GÜNÜ : 

     

    SANIK                     : 

    VEKİLİ                    :

    SUÇ                            :  Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık

    KONU                         :  Esas hakkındaki savunmalarımızdır.

     

             İddia- Müvekkilim ……….. hakkında ……… Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında; müvekkilimin Bilişim Sistemlerinin Kullanılması Suretiyle Hırsızlık suçundan dolayı 5237 sayılı TCK’nun 142/2-e, 53, maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.

    Sanık …………. Savunmalarında Özetle; Kendisinin bilgisayarı zor bela kullanmasını bildiğini, diğer sanık …………’ı tanımadığını, kendisinin yanında da bu isimli bir bayanın çalışmadığını, üzerine atılı suçu kabul etmediğini böyle bir olaya karışmasının söz konusu olmadığını, kendisinin internet kullanmasını çok az bildiğini, üzerine atılı suçu işleyebilecek kadar bilgisayar bilgisinin bulunmadığını belirtmiştir.

    Dosya içinde bulunan müvekkilimin aksi kanıtlanmayan savunması ve maddi deliller bağlamında, müvekkilim ……….yönünden delillerin değerlendirilmesi;

    Mahkemenizce bilindiği üzere; Ceza Muhakemesi Kanununun ve Delil Hukuku açısından hazırlık soruşturmasında toplanan deliller hazır delil sayılmayıp, kuşkunun giderilmesi gerekir.

    Bu itibarla;  Delil, meydana gelen bir suçun aydınlatılmasına ve suç sanıklarının tespit edilmesine yarayan her türlü ispat vasıtasıdır. Hazırlık soruşturmasında yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen ve dosyada yer alan bilgiler birer “hazır” delil olmayıp, duruşma açısından şüphe sebebidir. Delil, asıl olarak son soruşturmada mahkeme açısından geçerli bir terimdir.” (Organize Suçlarla Mücadelede Gizli ve Örtülü Yaklaşımlar, Aytekin Geleri/ Hakan İleri, Sh: 223, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2003)

     

    Yine mahkemenizce bilineceği üzere;  kanuni değil vicdani/serbest ispat sistemi geçerli olduğundan ve maddi gerçek araştırıldığında, sanık ikrar dahi etse, ikrar dahil, tüm delillerin CMK’da delillerin irad ve ikame edilmesi usulünü gösteren hükümler çerçevesinde ortaya konulup tartışılmaları ve tam bir vicdani kanaat için görgü tanıklarının duruşmada dinlenilmeleri ve tüm delillerin bu suretle mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir (Ceza Muhakemesi Hukukunun olmazsa olmaz bu kuralını  Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29.02.1973 tarih, E. 1972/948, K. 1973/581 sayılı içtihadı da aynı şekilde desteklemektedir.)

    Bu itibarla; her delilin temsil ettiği olgu açısından tek tek ele alınarak ispat gücü testine tabi tutulması değil, diğer delil ve temsil ettikleri olgularla birlikte değerlendirilerek, delillerden ispat açısından bir kül halinde vicdani kanıya ulaşılması yani delillerin tümünden bir sonuç çıkartılması gerekir. Yargıtay’ın bir çok içtihadında buna ilişkin olarak “delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi halinde” sonuca gidilmesi şeklindeki yerleşmiş içtihatları bu doğrultudadır.

    Yineleyecek olursak; Evrensel Ceza Muhakemesi Hukukunun ve Yeni Ceza Muhakemesi Kanunumuzun kabul ettiği ana ilke, kişinin işlediği fiilinin, yapılan yargılama süreci sonunda veya yargılama sürerken fiili işlediğinin veya işlemediğinin sabit olduğu sonucuna, kuşkuya yer vermeyecek suretle varılmaması durumunda, mahkûmiyet kararı verilmemesi gerekir.

    Bunun yanında; Yargıtay’a göre “ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu araştırmada, yani gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekir. Gerçek; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Yoksa bir takım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması, ceza yargılamasının amacına kesinlikle aykırıdır.  Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkûmiyet kararından söz edilemez.  Bu ilke evrenseldir.” (Grabenwarter. Christoph, & 24. Yargılama Güvenceleri Adil Yargılama Hakkı (İHAS md. 6)) Çev. Osman Can) Karşılaştırmalı Güncel Ceza Hukuku Serisi- Adil Yargılanma ve Ceza Hukuku, Ankara 2004 sh. 242 den naklen)

     

    Yüksek Yargıtayımızda bir çok kararında yukarıdaki düşüncelere vurgu yapmış ve “Sanığın suçlu olup olmadığı kuşkulu kalmış ve mahkûmiyetine yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı durumlarda hükümlülük kararı verilemeyeceğini” belirtmiştir. (1. CD. 27.3.2003 tarih E. 2003/207, K. 2003/423)

    Bu açıklamalardan yola çıkarak netice olarak; olayı ispatlayacak delilin bulunmadığı kabul edilmeli ve iddianın kuşkulu olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda mahkûmiyet kararı  verilemez, beraat kararı verilmelidir. (2.CD. 15.9.2003 tarih E.2001/37508, K.2003/9299)

    Bu açıklamalarımızın ışığı altında;

    Müvekkil ………..  hakkında uygulanması istenen TCK kapsamında açılan sevk maddesi yanında, müvekkilime celse arasında verilen ek savunma bağlamında; müvekkilimin suçunun sabit olması halinde hakkında uygulanması istenen TCK’nun 244/1-4 maddesi uyarınca “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” başlığı altında düzenlenmiş olan fiile ilişkin hukuki değerlendirmelerimiz çerçevesinde; aşağıdaki görüş ve düşüncelerimizi Mahkemenize arz ediyoruz.

    Mahkemenizce bilindiği üzere;

    Maddenin 1. fıkrasının unsurlarının oluşması için; öncelikle, sistemin işleyişinin engellenmesi, işleyişin bozulması unsurlarının bulunması gerekir. Her iki hareketinde fiili işleyen failin her iki kasıtla da işlenebileceği düşünülecek olursa söz konusu hareketleri yapan failin doğrudan kastı belirlenemese bile, fiziki saldırı sonucunda sistemin çalışmasının aksayacağı, bozulacağını öngörmesi kaçınılmaz gibidir. Bu itibarla; faili doğrudan kastla sorumlu görmek, aksama veya bozma kaçınılmaz, mutlak görünmezse olası kastla sorumlu tutmak gerekecektir. (İsmail Malkoç Açıklamalı Yeni TCK Özel Hükümler, Sh.1580-1581, 2. cilt. 2006)

     

    Aynı şekilde;

    Maddenin 4. fıkrasına gelince; fıkrada geçen “başka suç oluşturmaması halinde ibaresiyle sınırlanmış olduğunu görmekteyiz. “Doğaldır ki, sayılan suçlar doğrudan gerçek ve irade sahibi insanlara karşı işlenebilecek dolandırıcılık suçları, ya da taşınabilir malı konu alan hırsızlık suçlarının sistemle ilgili hareketlerle oluşmayacağı bilinmektedir. Ancak sistemlerin verilerinin ve hizmetlerinin saptırılarak mallara ve çıkarlara ulaşılması şeklinde gerçekleşme mümkündür. Haksız çıkar sağlama, önceki fıkralarda yer alan hareketlerle failin şahsına veya bir başkasına sağlanan maddi, manevi çıkarlar anlamındadır.” (İsmail Malkoç Açıklamalı Yeni TCK Özel Hükümler, Sh.1585, 2. cilt. 2006)

    • Müvekkilimin işlediği iddia edilen ve ek savunma bağlamında; ek savunması alınan iddia edilen fiiline gelince; Müvekkilimin aksi kanıtlanmayan savunmalarında da ifade ettiği gibi, internet kullanımının sıradanlığı bir yana, internet yoluyla başkalarının internet sitesine (e-mail adresine, internet ağına, numarasına) girmek suretiyle, başka bir üçüncü şahsın hesabına para aktarılması olayı bir teknik birikimi ve kullanım tecrübesini gerektirmektedir. Müvekkilim kesinlikle bu teknik donanıma sahip kişi değildir. Maddenin birinci fıkrasında da izah edildiği üzere biran için iddia edilen suçunun yasada tanımlanan açılımına göre öncelikle doğrudan kasıtla işlenmesi gerekir, bunun saptanamaması halinde, kişinin olası kasıtla sorumlu tutulacağı öngörülmüş ise de, müvekkilimin söz konusu fiili doğrudan kasıtla işlediğinin düşünülmemesi bir yana, olası kasıtla da işlemesi olanaklı değildir. Her şeyden önce kendisi bu donanıma sahip bir kişi değildir.

     

    • Dördüncü fıkradaki yine fıkranın açılımına göre; “önceki fıkralarda yer alan hareketlerle, failin şahsına veya bir başkasına sağlanan maddi, manevi çıkar” söz konusu olması gerekir. Müvekkil Karadeniz Ereğli’de yaşayan ………’nın ………. Bankası neznindeki hesabına girerek üç kez diğer şüpheli …….’ın hesabına para aktardığı iddiasının her şeyden önce kabul edilebilmesi için;  önce müvekkilin müşteki veya diğer şüpheliyi tanıması ve diğer şüpheli ile arasında bir çıkar ortaklığının bulunması gerekir. Söz konusu eylemde müvekkil kendisine dönük olarak  şahsi veya manevi bir çıkar sağlamamıştır. Bunun yanında diğer şüpheli sanık  ………’ı da tanımamaktadır. …………’a çıkar sağlama yolunda hiçbir menfaati bulunmadığı gibi uzaktan yakından bir yakınlığı da bulunmamaktadır. Bu nedenle kendisine başkasının hesabını kullanmak suretiyle çıkar sağladığı iddiası bu açıklamamız çerçevesinde hayatın olağan akışına aykırı olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır.

     

    Kaldı ki; diğer şüpheli sanık ……….. müvekkilimin kendisi ile kişisel anlamda ilişkilendirilebilecek nitelikte hiçbir bağlantısının olmadığı bir yana, ……….’ın hazırlık ve Mahkeme ifadelerinin de birbirini yalanladığı açıkça anlaşılmaktadır.

    • Mahkemenizce çok iyi bilindiği üzere; ayrıca gerek televizyon kanallarında gerekse medya haberlerinde kişiye ait bilgisayarın başkaları tarafından (uzaktan erişim yöntemiyle) kişinin bilgisayarına hakimiyet kurmak suretiyle mevcut kayıtlarını elde ederek uzaktan işlem yapıldığı konusunda yaşanılan çeşitli olaylar devamlı olarak gündemden düşmemektedir.
    • Bunun yanında da; bir güven kurumu olarak bankalarında bu tür eylemlerin önüne geçilmesi yolunda objektif sorumluluk esaslarına göre sorumluluğunun olduğu bu itibarla da son dönem yayınlanan Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, Yargıtayımız değişik içtihatları ile de bu hususlara vurgu yaptığı görülmektedir. Bu açıklamamız çerçevesinde aşağıda yayınlanmış içtihadı da Mahkemenizin takdir ve değerlendirmesine sunuyoruz.

     

    “Bir güven kurumu olarak faaliyet gösteren bankalar objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Bu nedenle, banka müşterisinin hesabında bulunan paranın, müşterinin haberi olmadan bilgisayar korsanlığı yoluyla başka bir hesaba aktarılmasının önlenmesi konusunda ek güvenlik tedbirleri almayan bankanın hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu dikkate alınarak; müşterinin zararını ödemek zorunda olduğu sonucuna varılmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bankanın hafif kusurundan dolayı sorumlu olduğu bu olayda müşterinin müterafik kusurundan söz edilemez” (11. Hukuk Dairesinin 22.06.2006 tarih ve 2005/4748 esas 2006/7341 karar)

    Müvekkilimin fiili ile örtüşen Yargıtayın olayımıza emsal teşkil eden 11. Hukuk Dairesinin 2005/4748 esas 2006/7341 karar nolu ve 22.06.2006 tarihli içtihadını da takdir ve değerlendirmelerinize arz ediyoruz.

     

    • Başkaları tarafından kişinin bilgisayar kayıtlarına girmek suretiyle, “uzaktan erişim yöntemiyle” işlem yapılacağı hususuna ilişkin gerek internet üzerinden gerekse basın medya üzerinden alınmış, bu tür fiillerin başkaları tarafından kullanıldığına ilişkin ortaya çıkan hak mağduriyetlerinin günümüz hayatında yaşandığı konusunda “Trojan Horses (Truva Atları) Nedir?”, Truva Atına Basit Bir Örnek”, “Güvenli İnternet Kullanımı”, “ Banka hesaplarına göz diken virüs”, “Dolandırıcılık Taktikleri”, “ Sanal Casusluk Endüstrisi Büyüyor”, “ İnternet dolandırıcılığı çağ atladı”, “ İnteraktif Dolandırıcılık” başlığı altındaki belgeleri de yukarıda açıklamalarımızı destekler nitelikte bulduğumuzdan Mahkemenizin de ayrıca takdirine sunuyoruz.

     

    • Maddi kanıtların ve delillerin toplanması bağlamında CMK’nun tanıdığı yasal çerçevede; müvekkilimizin vekili olarak söz konusu edilen fiilin internet aracılığıyla başkaları tarafından (uzaktan erişim yöntemiyle) kayıtlara girilmek suretiyle iddia edilen fiilin işlenip işlenemeyeceği yolunda, bu konuda en yetkin konumda bulunan TMMOB. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Elektrik Mühendisleri Odasına 24.09.2009 tarihinde yapmış olduğumuz müracaatla kendi alanında yetkin Elektrik, Elektronik Yüksek Mühendis Yrd. Doç. Dr. ………..’a yaptırılan inceleme ile ilgili olarak bilirkişinin 28.10.2009 tarihli yazısında yapmış olduğu incelemenin 6.sayfasının sonuç kısmında da ifade ettiği üzere; “ilgili olayın organize bir yapıda suç olduğu, eldeki kesin bilgiler davalı …………’in internet hesabına bağlı hattan yapıldığını gösterse de davalıların arasında bu işi yapacak bir ilişki kanıtlanmadığı durumda, olayın daha bilinçli kişilerce organize olarak yapıldığı yolunda bir kanaatimiz oluşmuştur” şeklindeki görüş ve düşüncesini de Mahkemenizce değerlendirileceği düşüncesindeyiz.

     

    Aşağıda yine Mahkemenizin takdirine sunduğumuz Yargıtay ilgili ceza dairesinin içtihadı da bilirkişinin yukarıda açıklanan yorum ve düşüncelerini de tam ve eksiksiz bir şekilde desteklediği görülmektedir.

    “Yakınana ait internet hattına 18.06.2000- 05.12.2000 tarihleri arasında dışarıdan başkaları tarafından toplam 329 defa bağlantı yapılarak girilip görüşme yapıldığı, bunlardan sadece 48 adedinin sanıkların babası ………… adına kayıtlı ev telefonundan 18.06.2000- 30.09.2000 tarihleri arasında gerçekleştirildiği, sanıklardan………. 29.07.2000- 16.12.2000 tarihleri arasında yurt dışında olduğu, sanık …………’nin de Aralık 1999- Nisan 2001 tarihleri arasında askerde olduğu 3 veya  haftada bir hafta sonları babasının evine geldiği, her iki sanığın evde olmadıkları günlerde de babaları üzerine kayıtlı telefon ile yakınanın internet hattına bağlantı yapıldığının anlaşılması ve bilirkişi ……….. tarafından düzenlenen 12.03.2003 tarihli raporda da “bağlanılan telefonun başka bir numara olarak gösterilmesinin mümkün olduğunun” belirtilmesi karşısında; sanıkların yüklenen suçu işlediklerine ilişkin her türlü kuşkudan uzak, hukuken elverişli, yeterli, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı” (6. CD. 16.03.2006 tarih ve 5464 E- 2574 K.)

    • Şüphesiz Mahkemelerce kanaat oluşturması bağlamında, kişinin ahlaki redaetinin de söz konusu fiili işleyip işlemediği, vicdani kanaati destekleyip desteklemediği bağlamında, geçmişi, kişiliği, sosyal hayatının da önemli bir etken oluşturacağını düşünmekteyiz.

     

    Bu bağlamda, dilekçemiz ekinde sunduğumuz üzere, müvekkilim; çevresinde sevilen, sayılan vergi mükellefiyet kaydı bulunan, ayrıca maddi ve içtimai hayatı açısından ekte sunulan tapu kayıtlarından görüleceği üzere; çok sayıda gayri menkulünün bulunduğu, bu itibarla, maddi hayatı içerisinde hiçbir değeri olmayan iddia edilen miktara, yaşı, yaşam tecrübesi, sosyal ve içtimai hayat içindeki kişiliği göz önüne alındığında tenezzül ve itibar etmesi düşünülemeyeceği gibi, hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu düşünmekteyiz.

    Mevcut kanıtların “şüphenin sanık lehine yorumlanması”  evrensel ceza hukuku kuralından yola çıkarak “şüphe” nin varlığının da Mahkemenizce değerlendirileceği inanç ve düşüncesindeyiz.

    Ceza adaletinin amacı bilindiği üzere maddi gerçekliğin araştırılmasıdır. Bu itibarla; müvekkilimizin yapılan yargılama süreci boyunca elde edilen maddi kanıtlar, müvekkilimin olayın başından bu yana birbiri ile çelişmeyen ve aksi kanıtlanmayan savunmaları göz önüne alındığında; müvekkilim hakkında bir vicdan kanısı oluşturacak nitelikte maddi, kesin, tutarlı, birbiri ile çelişmeyen bir kanıt bulunmadığından beraat etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Sayın Mahkemenizce çok iyi bilindiği üzere, Bir an için bir şüphenin varlığından bahis edilse dahi; maddi kanıtlardan yola çıkarak faile ulaşıldığında tüm delillerin vicdan kanısı oluşturacak nitelikte, kesin ve inandırıcı olması gerekir. Bunun yanında, failin kastının hiçbir şüpheye yer verilmeyecek derecede saptanamaması durumunda, ‘şüpheden sanık yararlanır’ evrensel kuralını uygulamak gerekir.

    Şüphe konusunda yinelemek gerekirse şu hususa vurgu yapmak gerekir;

    Ceza Muhakemesi Hukukunun temel prensiplerinden birisi de şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesidir. Her hukuk devletinde kabul edilen ve masumluk karinesi ile sıkı bir ilgisi olan bu ilkeye göre, yapılan ceza muhakemesi sonunda fiilin sanık tarafından işlendiği % 100 belliliğe ulaşmadığı takdirde beraat kararı  verilecektir. “ Bir ülkede tek bir masum kişi cezalandırılmış ise, o ülkede herkes suçludur” sözü ünlü Ceza Hukukçusu Faruk Erem’indir.  Bu sözün temelinde yatan ilkede “masumluk karinesi” dir.

    Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının, bir masumun mahkum olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir.

    Sonuç olarak; müvekkilimin olayın başından bu yana birbiri ile çelişmeyen ve aksi kanıtlanmayan savunmaları göz önüne alındığında, müvekkilim hakkında bir vicdan kanısı oluşturacak nitelikte maddi, kesin, tutarlı, birbiri ile çelişmeyen bir kanıt bulunmadığından beraat etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Bunun yanında; Mahkemeniz aksi kanaatte ise; müvekkilimin dosyaya sunulan geçmiş hali ve mevcut sicil kayıtlarının, talep edeceğimiz hususa olanak tanıyacağı düşüncesi ile CMK’nun 231. maddesinde düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesine ilişkin yasal düzenlemenin de müvekkilim lehine değerlendirilmesini dilemekteyiz.

    Bu bağlamda;

    Mahkemenizce bilindiği üzere, 23.01.2008 tarihinde kabul edilen 5728 sayılı kanun (RGT., 08.02.2008- 26781) hükümleri gereği “bu tür suçlardan yargılananlar için 2 yılı aşkın bir ceza talep edilmediği takdirde hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kabul edildiğinden ve aynı kanunun geçici 1. maddesi 2. fıkrasında; “Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş ve infaz edilmekte olan mahkûmiyet kararları hakkında, lehe kanun hükümleri, hükmü veren Mahkemece 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı hakkında kanunun 98 ilâ 101. maddeleri dikkate alınmak ve dosya üzerinden inceleme suretiyle belirlenir. Ancak, hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde inceleme, duruşma açılmak suretiyle yapılabilir” açık hükmü karşısında; müvekkilim hakkındaki verilen cezanın “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kararı  verilmesini dilemekteyiz.

    Ayrıca; Yine Mahkemenizce bilindiği üzere;

    Modern Ceza Hukuku ve hümanist açıdan düşünüldüğünde; yeni Türk Ceza Yasası, içinde yaşadığımız toplumun korunması yanında, suçlunun da ıslahına yönelen yaptırımların varlığının kabulüne yönelmiş, alışılmış şekliyle klasik ve geleneksel olarak, giderek Dünya insanlığının  kabul ettiği “ceza kavramı” yanında, “suçlunun kişiliğine uygun önlemlerin uygulanması” görüşüne de, yeni yasada yer vermiştir.

     

    Bu bağlamda da Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2006 yılına ait 2005/1589- 609 sayılı içtihadı yol göstericidir. “…Türk Ceza Yasasının lehe hükümlerinin uygulanması bağlamında, ‘ lehe olan yasanın ‘ kişinin özgürlüğünün daha az  kısıtlanması gerektiren yasa olduğundan kuşku yoktur. Yargıç somut olaya ceza hukukunun genel ilkelerini uygulayarak ve yasalarda öngörülen cezalara bakarak lehteki yasayı belirlerken, yalnız cezaları dikkate almasının yeterli olmadığı durumlarda yardımcı ölçülere başvurarak, örneğin, suçun unsurlarına, erteleme koşullarına, içtima ve tekerrür hükümlerini dikkate alması gerekebilir.”

     

    Bu itibarla, müvekkilimin özgeçmişi, sicil dosyası, aksi kanıtlanmayan savunması, duruşmalara karşı gösterdiği saygılı özen ve tutumu gözetilerek; müvekkilim hakkında verilecek cezanın,  insani ceza hukuku açısından bireyselleştirilmesi, yeni ceza hukukunun da beklentisidir. Yasanın genel gerekçe kısmında da ifade edildiği üzere  “…Güvenlik tedbirlerine ilişkin olarak 6 madde yer almakta ve hakimin bu tedbirlere ne gibi hallerde hükmedeceği ve cezaların güvenlik tedbirlerine çevrileceği gösterilmektedir. Ayrıca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine, hükmedilecek tedbirler arasına ‘kamuya yararlı bir işte çalıştırma’ da eklenmiş, bu suretle cezaların bireyselleştirilmesi hususundaki olanaklar çoğaltılmıştır.” demek suretiyle, erteleme konularında yepyeni bir düzenleme ve farklı hükümler getirdiği de açıktır. Bu düşüncenin ışığı altında, müvekkil hakkındaki yaptırımın bireyselleştirilmesi gerektiği inancındayız.

     

    Bu itibarla; “Cezaların kişiselleştirilmesi” (bireyselleştirilmesi) kurumu olan erteleme de, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların sakıncalarının giderilmesi amaçlanmış, suç yerine suçlu ilk plana alınarak, cezaların fiile değil, onu işlemiş olan faile uydurulması ön görülmüştür. Kaldı ki;  Suçu alışkanlık (ihtiyat) haline getirmiş olanlar ile tesadüfü olarak suç işleyenleri ayırmak gerekir. (Ali Parlar / Muzaffer Hatipoğlu, Gerekçeli, Açıklamalı, İçtihatlı 5237 sayılı TCK Kanununa göre Suçlarda Teşebbüs – İştirak, İçtima ve Yaptırımlar, sayfa 359, Kazancı Yayınları – İstanbul 2005)

     

    SONUÇ VE İSTEM;

     

    Açıklanan gerekçelerle, müvekkilim …………’in üzerine atılı suçu işlediği sabit olmadığından BERAATİNE karar verilmesini, şayet mahkemenizin aksi kanaatte ise, müvekkilimin duruşmalardaki saygılı tutum ve davranışları göz önüne alınarak hakkında TCK’nun 62. maddesi ile takdiri ve yasal tüm indirim hükümlerinin uygulanması ile hakkında mahkemenizin takdir ve değerlendirilmesi çerçevesinde TCK’nun 51 veya koşullarının bulunduğu düşüncesiyle CMK’nun 231. maddesi gereğince verilecek cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini arz ederim.

     

    Sanık Vekili

     

  • Avukatı Azletme (Azilname) Dilekçesi ve Noter Süreci

    Avukatı Azletme (Azilname) Dilekçesi ve Noter Süreci

    Hukuk sistemimizde avukat ile müvekkil arasındaki ilişki, karşılıklı güven esasına dayanan bir vekalet sözleşmesidir. Ancak bu güven ilişkisinin sarsılması, avukatın görevini ihmal etmesi veya müvekkilin artık profesyonel destek almak istememesi gibi durumlarda, vekalet ilişkisinin tek taraflı olarak sonlandırılması hakkı saklıdır. Azilname dilekçesi, mevcut vekaletin iptal edildiğini hem avukata hem de ilgili mercilere bildiren resmi bir belgedir. Avukatın azledilmesi, sadece bir sözlü bildirimle değil, genellikle noter kanalıyla gönderilen bir azilname ile gerçekleştirilmelidir. Bu işlem, avukatın o andan itibaren müvekkili temsil yetkisinin sona erdiğini hukuki olarak kesinleştirir ve olası hak kayıplarının önüne geçer.

    Azil işlemi gerçekleştirilirken dikkat edilmesi gereken en kritik husus, azlin “haklı” veya “haksız” bir nedene dayanıp dayanmadığıdır. Şayet avukat, görevini gereği gibi yerine getirmediği için azlediliyorsa (haklı azil), avukata vekalet ücreti ödenmesi gerekmediği gibi ödenmiş ücretlerin iadesi de talep edilebilir. Ancak hiçbir neden gösterilmeksizin yapılan azillerde (haksız azil), avukatın vekalet ücretinin tamamına hak kazanacağı unutulmamalıdır. Dilekçede azil iradesi net bir şekilde ortaya konulmalı, varsa azil nedenleri madde madde belirtilmeli ve azilnamenin bir örneği derhal davanın görüldüğü mahkemeye de sunulmalıdır. Usulüne uygun yapılmayan azil işlemleri, avukatın hala müvekkil adına işlem yapmaya devam etmesi gibi istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Aşağıda, noter kanalıyla gönderilecek profesyonel azilname dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Azilname Dilekçesi Örneği

     

    …….. NOTERLİĞİ’NE;

    AZİLNAME

    AZİL EDENİN ADI SOYADI       :                                                                        

    TC No:

    ADRESİ                                                 :

    AZİL EDİLEN                                      :

    AZİL EDİLENİN ADRESİ               :

    ……..Noterliği’nin …… yevmiye no’lu vekaletnamesiyle sizi vekil tayin etmiştik. Şimdi ise gördüğümüz lüzum üzerine sizi bu günden itibaren vekaletten ve vekaletname ile tarafınıza verilmiş olan tüm yetkilerden azlettik. Bundan sonra bu vekaletnameye dayanarak adımıza herhangi bir işlem yapmaya yetkili bulunmadığınızı bildiririz.  …/…/…

     

    AZLEDEN

    İSİM SOYİSİM

     

  • Terk Nedeniyle İhtar Gönderilmesi İstemi Dilekçesi

    Terk Nedeniyle İhtar Gönderilmesi İstemi Dilekçesi

    Türk Medeni Kanunu uyarınca, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla ortak konutu terk etmesi veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi durumunda, diğer eşe “terk nedenine dayalı boşanma davası” açma hakkı tanınmıştır. Ancak bu davanın açılabilmesi için kanun koyucu, ihtarname gönderilmesini zorunlu bir ön şart olarak belirlemiştir. Terk nedeniyle ihtar gönderilmesi talebi dilekçesi, aile mahkemesine veya noterliğe sunularak; evi terk eden eşe, ortak konuta dönmesi için samimi bir davette bulunulmasını ve dönmemesi halinde doğacak hukuki sonuçların ihtar edilmesini sağlar. Bu ihtar, sadece bir bildirim değil, aynı zamanda boşanma davası öncesi dürüstlük kuralı çerçevesinde eşe tanınan son bir fırsat niteliğindedir.

    Terk ihtarı gönderilebilmesi için terk eyleminin üzerinden en az dört ay geçmiş olması ve ihtar çekildikten sonra eşe dönmesi için iki aylık bir süre tanınması yasal bir zorunluluktur (4+2 kuralı). Dilekçede, ihtarın geçerli sayılabilmesi için dönülecek evin açık adresi belirtilmeli, evin anahtarının nerede olduğu (kapı üzerinde, komşuda veya mahkeme kaleminde) yazılmalı ve eve dönüş için gerekli yol giderleri karşı tarafa gönderilmelidir. Eğer davet edilen konut “bağımsız ve huzurlu” bir yaşam sürmeye elverişli değilse veya yol gideri ödenmemişse, çekilen ihtar geçersiz sayılacak ve bu temelde açılan boşanma davası usulden reddedilecektir. Bu nedenle, ihtarnamenin tüm usuli eksikliklerden arındırılmış olması hayati önem taşır. Aşağıda, yasal süreci doğru başlatmanızı sağlayacak, teknik kriterlere uygun terk nedeniyle ihtar gönderilmesi talebi dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Terk Nedeniyle İhtar Gönderilmesi Talebi Dilekçesi Örneği

    ……. AİLE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE İHTAR TALEP EDEN :

     

    VEKİLİ :

     

    KARŞI TARAF :

     

    ADRES :

     

    KONU : Terk nedeni ile ihtar istemidir.

     

    AÇIKLAMALAR :

     

    1-Müvekkilimiz karşı taraf ile … yıldan bu yana evlidir. Nüfus kayıtları, ……. İli, ……. İlçesi, ……. Mahallesi, Cilt No; ……., Aile No;……., Sıra No; ……. dadır. Evliliklerinden ise … isimli iki çocukları bulunmaktadır.

    2-Müvekkilimiz ev hanımı olup müşterek çocukların bakımı ile ilgilenmektedir. İhtar istenen eş, müvekkilime haber vermeden müşterek konutu 5 ay(4 aydan fazla olmalı) önce terk etmiş ve bu süreçte ne eşini ve ne de çocuklarını arayıp sormamıştır.

    3- Eşe ulaşma çabaları sonuçsuz kalmakta, eşin ………………… numaralı telefonu çoğu zaman ulaşılamaz durumda olmakta, ulaşıldığı zamanlarda ise telefonu açmamaktadır.

    4-Müvekkilimiz, eşinin ……………………adresinde kendisine başka bir ev tutup eşyalar almak suretiyle yeni bir düzen kurduğunu haricen öğrenmiş, terk eden eş, bu adresten müşterek konuta çağırılmış ancak karşı taraf, müvekkilime, bir daha eve dönmeyeceği yönünde haber göndermiştir. Karşı taraf 5 aydır evliliği ile ilgili hiçbir sorumluluğunu da yerine getirmemektedir. Üstelik müşterek konutu terk etmesi için ortada hiç bir haklı sebebi de bulunmamaktadır.

    5-Müvekkilimiz, yıllardır süren evliliğini ve müşterek çocukların geleceğini düşündüğü için kendisini evine davet etmektedir.

    6- Müvekkilim, bu beş aylık sürede adres değiştirmemiş olup, halen aynı adres olan …………………………‘da müşterek çocukları ile birlikte ikamet etmeye devam etmektedir. Müvekkilimiz sürekli olarak evdedir. Her ihtimale karşı, aynı adreste …. nolu dairede ikamet eden karşı komşu olan ………………. ‘ ya da bir anahtar bırakılmıştır. Buradan da günün her saati anahtarın alınması mümkündür.

    7-Evin geçimini temin eden kişi ihtar olunan eş olmasına rağmen, mahkemenin bu hususta takdir etmesi halinde, ihtar olunan eşin müşterek konuta

  • Cinsel Taciz Suçu Beyan Dilekçesi ve Hukuki Süreç

    Cinsel Taciz Suçu Beyan Dilekçesi ve Hukuki Süreç

    Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçu, bir kişinin cinsel amaçlı olarak taciz edilmesiyle vücut dokunulmazlığının ihlal edilmediği, ancak kişinin huzur ve sükununun bozulduğu eylemleri kapsar. Yargılama aşamasında sunulacak olan cinsel taciz suçu beyan dilekçesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının analizi ve mağdurun beyanlarının hukuki çerçeveye oturtulması bakımından en temel belgedir. Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların doğası gereği, genellikle tanığı bulunmayan veya gizli ortamlarda gerçekleşen bu eylemlerde, mahkemeye sunulan yazılı beyanlar ve delil başlangıçları hükme esas alınacak en kritik unsurlardır.

    Cinsel taciz suçunda beyan dilekçesi hazırlanırken, eylemin ne şekilde gerçekleştiği (sözlü, yazılı, dijital mecralar üzerinden vb.), taraflar arasındaki hiyerarşi veya yakınlık ilişkisi ve eylemin süreklilik arz edip etmediği detaylandırılmalıdır. Mağdur taraf için beyanda tutarlılık ve olayın kronolojik akışı ön plandayken; sanık tarafı için ise “cinsel amaç” unsurunun bulunmadığına veya isnatların asılsızlığına dair savunmalar hayati önem taşır. Özellikle dijital veriler, mesajlaşma kayıtları ve tanık anlatımları, dilekçede belirtilen beyanları destekleyen en güçlü argümanlardır. Yanlış veya eksik kurgulanan beyanlar, yargılama sürecinde haklıyken haksız duruma düşülmesine veya suçun nitelikli hallerinin (hizmet ilişkisi, nüfuz kötüye kullanımı vb.) göz ardı edilmesine yol açabilir. Aşağıda, yargı makamlarına sunulmak üzere hazırlanan, teknik ve titizlikle yapılandırılmış cinsel taciz suçu beyan dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Cinsel Taciz Suçu Beyan Dilekçesi Örneği

    .… …  CEZA MAHKEMESİ’NE,

     

     

    DOSYA NO          : …/… E.

     

    MÜŞTEKİ            :

     

    VEKİLİ                 :

     

    SANIK:

     

    SAVUNMA:

     

    KONU                   : Esasa İlişkin Beyanlarımızı İçerir Dilekçemizdir.

     

    AÇIKLAMALAR   :

     

    1-) Mahkemenizin … tarihli oturumunda, tarafımıza verilen süre içinde sunduğumuz esasa ilişkin beyanlarımız aşağıdaki gibidir.

     

    2-) Henüz ….. yaşında olan müvekkilimiz suç duyurusu dilekçemizde de açıkça belirtmiş olduğumuz gibi sanığın cinsel tacizine maruz kalmıştır. Sanığın müvekkilimizin yakın bir arkadaşının abisi olması ve aynı zamanda komşuları da olması sebebiyle olay daha vahim bir durum arzetmektedir. Müvekkilimiz henüz çocuk sayılabilecek bir yaşta olduğundan veçhile, sanığa bir abi yakınlığı ve güveni duyarak onun bisikletine binme ve birlikte dolaşma fikrine razı olmuş ve çocukça bir hevesle yaklaşmıştır.

     

    3-) Sanık müdafii, …/…/… tarihli dilekçesinde yaşanan cinsel taciz suçunu inkar etme yoluna gitmiştir. Oysa o yaşta bir çocuk olan müvekkilimizin bu durumu kendi kafasında yaratma ya da uydurma gibi bir durumu sözkonusu olamaz. Olayın şoku ve korkusu içinde evine döndüğünde annesinin hareketlerinden şüphe duyarak üzerine gitmesi ve tabiri caizse ağzından laf almaya çalışmasıyla olay ortaya çıkmıştır.

     

    4-) Müvekkilimiz ve yaşı ve konumu itibariyle bu durumu kaldıramayacak durumda olup, yaşanan bu olay neticesinde psikolojisi de oldukça bozulmuş, kendi başına yalnız olarak sokağa çıkmaktan çekinir hale gelmiştir. Hatta okula dahi giderken aile büyüklerinden birisinin yanında birlikte gitmesini istemektedir. Alınacak adli tıp kurumu raporu ile bu durum daha net olarak ortaya çıkacaktır.

     

    5-) Yaşanan bu olay neticesinde sanık hiçbir şey olmamış gibi davranmaya ve müvekkilin evine bir şey bahane ederek ve komşu olmalarına dayanarak girip çıkmaya devam etmiş ve müvekkilimiz onu her gördüğünde korku yaşayarak odasından çıkamayacak hale gelmiştir. Sanık müdaafii esas hakkındaki savunmasında “müvekkilimizin herhangi bir kastı yoktur” şeklinde bir savunma yapmıştır. Oysa işlenen cinsel taciz suçunun sanığın iradesi ve kastı dışında işlenmesi mümkün değildir.

     

    SONUÇ VE İSTEM        : Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerle, suçun maddi ve manevi unsurları oluştuğundan, sanığın üzerine atılı bulunan suçtan cezalandırılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz. …/…/…

     

    Müşteki Vekili

    İle ilgili.

     

  • Tapusuz Taşınmazın Tescili (Zilyetlik) Dava Dilekçesi

    Tapusuz Taşınmazın Tescili (Zilyetlik) Dava Dilekçesi

    Hukuk sistemimizde, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılmış veya henüz tapu kütüğüne kaydedilmemiş taşınmazların mülkiyetinin kazanılması, Türk Medeni Kanunu ve Kadastro Kanunu çerçevesinde sıkı şartlara bağlanmıştır. Tapusuz taşınmaza yönelik tescil istemi dilekçesi; taşınmaz üzerinde uzun süreli, nizasız ve fasılasız zilyetlik kuran hak sahibinin, bu fiili durumunu yasal bir mülkiyete dönüştürmek amacıyla mahkemeye sunduğu en temel başvurudur. “Olağanüstü zamanaşımı” ve “imar-ihya” gibi hukuki müesseselere dayanan bu davalar, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup olmadığının, kullanım süresinin ve niteliğinin yargı eliyle tescil edilmesini sağlar.

    Bu tür bir tescil davasının başarıya ulaşması için taşınmazın zilyetlikle kazanılmaya elverişli bir yer olması ve yasada öngörülen 20 yıllık zilyetlik süresinin dolmuş olması gerekir. Mahkemeye sunulacak dilekçede; taşınmazın mevkii, sınırları ve cinsi net bir şekilde belirtilmeli; taşınmaz üzerinde sürdürülen tarımsal faaliyetler, yapılaşma veya ağaçlandırma gibi ihya işlemleri somut verilerle açıklanmalıdır. İspat sürecinde tanık beyanları, mahalli bilirkişi incelemeleri ve hava fotoğrafları gibi teknik deliller büyük önem taşır. Yanlış veya eksik temellendirilen bir dilekçe, taşınmazın Hazine adına tescil edilmesine veya davanın reddine yol açarak yıllarca süren emeğin boşa gitmesine neden olabilir. Aşağıda, tapu kaydı bulunmayan taşınmazınız üzerindeki haklarınızı yasallaştırmanızı sağlayacak, teknik ve kapsamlı tescil istemi dilekçesi örneği yer almaktadır.

    Tapusuz Taşınmaza Yönelik Tescil İstemi Dilekçesi Örneği

     

    …. … HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’ NE

    DAVACI                                      :

    TC KİMLİK NUMARASI                    :

    ADRES                                         :

    VEKİLİ                                        :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    ADRES                                         :

    (Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin)

    DAVALI                                       : 1-) Hazine

    2-) Orman İdaresi

    KONU                                           :Tapusuz taşınmaza yönelik tescil istemimizden ibarettir.

    DAVA DEĞERİ                          :

    (Malvarlığına ilişkin davalarda)

    AÇIKLAMALAR                       :

    1-) … Köyünde … ve … parsellerin bitişiğindeki tarla vasfındaki dava konusu taşınmaz, tapuya kayıtlı değildir. Dava konusu taşınmaz … yılında yapılan orman kadastrosunun ve 2/B madde uygulamasının dışında bulunmakta olup orman vasfı taşımayan yerlerdendir (EK-1).

    2-) İlgili taşınmaz, …/…/… tarihli harici satış sözleşmesi (EK-2) ile … … tarafından müvekkilimize satılmış ve zilyetliği devredilmiştir.

    3-) Müvekkilimiz, aradan geçen … yıl boyunca, söz konusu yere bilfiil zilyet olmuş ve burayı ekip biçmek suretiyle taşınmazdan yararlanmıştır. Bu durum, taşınmazın bulunduğu yerde mahkemenizce gerçekleştirilecek keşif ve bilirkişi incelemesi ile tanık beyanları (EK-3) ile açıklığa kavuşturulacaktır.

    4-) Açıklanan nedenlerle müvekkilimiz adına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşulları oluştuğundan, dava konusu taşınmazın tescili için mahkemenize başvurmak zorunluluğu doğmuştur.

    HUKUKİ NEDENLER  : 4721 S. K. m. 713; 6831 S. K. m. 2. 

    HUKUKİ DELİLLER    : … Köyünde … ve … parsellerin bitişiğindeki tarla vasfındaki dava konusu taşınmaza ilişkin …/…/… tarihli harici satış sözleşmesi, orman kadastrosu haritaları, tanık anlatımları, keşif ve bilirkişi incelemesi.

     

    SONUÇ VE İSTEM                    : Yukarıda açıklanan nedenlerle, dava konusu taşınmazın müvekkilimiz adına tapuya tesciline karar verilmesini, (Dava değerine yönelik istem, “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması” veya dava değerinin çekişmeli olup olmaması hususları; dava konusuna dair hazırlanan dilekçeye göre değişiklik arz edebilmekle birlikte, somut olayınız esas alınarak ilgili istemler değerlendirilmelidir.)yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekâleten talep ederiz. …/…/…

    EK:

     

    1-) Orman kadastrosu haritaları.

    2-) … Köyünde … ve … parsellerin bitişiğindeki tarla vasfındaki dava konusu taşınmaza ilişkin …/…/… tarihli harici satış sözleşmesi.

    3-) Tanıkların isimleri ve adresleri ile tanıklık edecekleri konuları gösterir tanık listesi.

    4-) Bir adet onaylı vekaletname örneği.

    Davacı Vekili

           Av.