Yabancı bir ülke mahkemesinden alınan ilamların (kararların) Türkiye sınırları içerisinde hukuki sonuç doğurabilmesi, icra edilebilmesi veya kesin delil teşkil edebilmesi için Türk mahkemeleri tarafından onaylanması gerekir. Bu süreç, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) kapsamında “Tanıma” ve “Tenfiz” olmak üzere iki farklı hukuki prosedürden oluşur. 2026 yılı itibarıyla, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının ve Türkiye ile ticari bağları olan yabancıların artması, bu davaları Türk aile ve ticaret hukukunun en dinamik alanlarından biri haline getirmiştir.
Tanıma ve Tenfiz Arasındaki Temel Farklar
Tanıma ve tenfiz davaları birbirine çok benzemekle birlikte, yabancı kararın niteliğine göre hangi yolun seçileceği belirlenir. 2026 yılı yargı pratiklerinde bu ayrım şu şekilde kristalleşmiştir:
- Tanıma: Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de sadece “kesin hüküm” veya “kesin delil” olarak kabul edilmesini sağlar. Genellikle icrai bir nitelik taşımayan, sadece bir durumun tespitine yönelik kararlar için kullanılır. Örneğin; yabancı bir mahkemenin verdiği boşanma kararının Türkiye’deki nüfus kayıtlarına işlenmesi bir “tanıma” işlemidir.
- Tenfiz: Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de bir “icra organı” vasıtasıyla zorla yerine getirilmesini sağlayan prosedürdür. Kararın Türkiye’de icra edilebilir bir hüküm içermesi (Örn: Tazminat ödenmesi, velayetin verilmesi, nafaka tahsili) durumunda tenfiz davası açılması zorunludur.
Tenfiz Davasının Kabul Şartları (MÖHUK 54)
Türk mahkemesinin yabancı bir kararı tenfiz edebilmesi için belirli “esas” ve “şekil” şartlarının varlığını araması gerekir. Bu şartlar 2026 yılında da MÖHUK uyarınca şu şekilde uygulanmaktadır:
- Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Kararı veren ülke ile Türkiye arasında, mahkeme kararlarının karşılıklı olarak tenfiz edilebileceğine dair bir anlaşma veya fiili uygulama bulunmalıdır. (Not: Boşanma gibi aile hukuku kararlarında 2026 yılı içtihatları bu şartı daha esnek yorumlamaktadır).
- Kararın Türk Kamu Düzenine Aykırı Olmaması: Kararın içeriği veya veriliş şekli, Türk hukukunun temel değerlerine, genel ahlaka veya anayasal ilkelere açıkça aykırı olmamalıdır.
- Savunma Haklarına Riayet Edilmiş Olması: Kararı veren mahkemenin, davalı tarafa usulüne uygun tebligat yapmış olması ve savunma hakkını kullanmasına imkan tanımış olması gerekir.
- Münhasır Yetki Bulunmaması: Kararın konusu, Türk mahkemelerinin münhasır (özel ve sarsılmaz) yetkisine giren bir konu olmamalıdır (Örn: Türkiye’deki bir taşınmazın mülkiyeti hakkındaki kararlar sadece Türk mahkemelerince verilebilir).
2026 Yılı Başvuru Süreci ve Gerekli Belgeler
Tanıma ve tenfiz davası, Türkiye’de yetkili ve görevli mahkemeye hitaben yazılan bir dilekçe ile açılır. 2026 yılı dijital yargı sisteminde, yurt dışından alınan belgelerin apostil (tasdik) şerhi taşıması ve yeminli tercümesinin yapılmış olması ön şarttır.
Dava Dosyasında Bulunması Gereken Belgeler:
- Yabancı mahkeme ilamının aslı veya onaylı sureti.
- Kararın kesinleştiğini gösteren resmi yazı (Kesinleşme Şerhi).
- Belgelerin Apostil şerhi ve Türkçe tercümeleri.
- Vekaletnamede “Tanıma ve Tenfiz” yetkisinin açıkça belirtilmiş olması.
2026 yılında, boşanma kararlarının tanınması süreci için mahkemeye gitmeden, tarafların birlikte müracaatı halinde Nüfus Müdürlükleri aracılığıyla idari yoldan tescil imkanı da mevcuttur. Ancak taraflardan biri buna yanaşmıyorsa veya velayet/nafaka gibi icrai bir hüküm varsa dava açılması şarttır.
Görevli Mahkeme ve Yetki Kuralları
Tanıma ve tenfiz davalarında görevli mahkeme, uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenir. 2026 yılı güncel görev dağılımı şöyledir:
- Aile Hukuku Kararları (Boşanma, Velayet, Nafaka): Aile Mahkemeleri.
- Ticari ve Alacak Kararları: Asliye Ticaret Mahkemeleri.
- Diğer Konular: Asliye Hukuk Mahkemeleri.
Yetkili mahkeme ise, kararın kendisine karşı istenen kişinin (davalının) Türkiye’deki ikametgahı mahkemesidir. Eğer davalının Türkiye’de ikametgahı yoksa; Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemeleri yetkilidir.
Davanın Sonuçları ve Kesin Hüküm Etkisi
Mahkeme tarafından “Tenfiz Kararı” verildiği ve bu karar kesinleştiği andan itibaren, yabancı mahkeme kararı tıpkı bir Türk mahkemesi kararı gibi hüküm doğurur. Bu aşamadan sonra; alacaklar için icra takibi başlatılabilir, velayet kararı kolluk gücüyle uygulanabilir veya taşınmazlar üzerindeki haklar tapuya tescil edilebilir.
2026 yılında bu sürecin en kritik noktası, yabancı kararın “içeriğinin” Türk mahkemesi tarafından tekrar tartışılmamasıdır (Révision au Fond Yasağı). Türk hakimi, yabancı mahkemenin verdiği kararın doğruluğunu veya yanlışlığını inceleyemez; sadece kararın tenfiz şartlarını taşıyıp taşımadığına bakar. Bu durum, uluslararası hukukta karşılıklı güven ilkesinin bir gereğidir.
Sonuç olarak, yurt dışından alınan bir mahkeme kararının Türkiye’de “kağıt üzerinde kalmaması” için tanıma veya tenfiz süreçlerinin titizlikle yönetilmesi gerekir. Eksik bir tebligat veya hatalı bir tercüme, davanın yıllarca sürmesine neden olabilir.

Bir yanıt yazın