Nama ifaya izin davası, borçlar hukukunda borçlunun üstlendiği bir yapma borcunu (edimini) sözleşmeye veya kanuna uygun olarak yerine getirmemesi durumunda, alacaklının bu edimi borçlu hesabına kendisinin yapabilmesi veya bir başkasına yaptırabilmesi için mahkemeden yetki talep ettiği bir dava türüdür. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 113. maddesinde düzenlenen bu mekanizma, alacaklının borçluya olan güveninin sarsıldığı durumlarda edime ulaşmasını sağlayan en etkili yasal yollardan biridir. Özellikle inşaat projelerinde müteahhidin işi yarım bırakması veya belirli bir hizmetin ifa edilmemesi gibi durumlarda, nama ifaya izin davası uyuşmazlığın çözümü için anahtar rol oynar. 2026 yılı itibarıyla, tedarik zinciri aksaklıkları ve maliyet artışları nedeniyle yarım kalan projelerin sayısındaki artış, bu davanın hukuki pratikteki önemini zirveye taşımıştır.
1. Nama İfaya İzin Davasının Hukuki Niteliği ve Dayanağı
TBK m. 113/1 uyarınca; “Yapma borcu borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir.” Bu hüküm, alacaklıya borçlunun şahsından bağımsız olarak edimi elde etme imkanı tanır. Nama ifa, bir “aynen ifa” yöntemidir; yani alacaklı sadece tazminatla yetinmek zorunda kalmaz, asıl hedefi olan işin tamamlanmasını sağlar.
Bu davanın temel amacı, borçlunun direnmesi (temerrüdü) nedeniyle aksayan sürecin mahkeme denetiminde alacaklı tarafından devralınmasıdır. Mahkemece verilen izin, alacaklıya borçlunun mülkiyetine veya hukuki alanına müdahale etme meşruiyeti kazandırır.
2. Davanın Açılabilmesi İçin Gerekli Şartlar
Nama ifaya izin davasının kabul edilebilmesi için belirli hukuki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlar gerçekleşmeden açılan davalar usulden veya esastan reddedilebilir:
- Geçerli Bir Yapma Borcu: Ortada taraflar arasında akdedilmiş, hukuken geçerli ve borçlunun bir “işi yapmasını” öngören bir sözleşme olmalıdır. (Örn: Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, tadilat sözleşmesi, peyzaj düzenlemesi vb.)
- Borçlunun Temerrüdü (Direnişi): Borcun ifa zamanı gelmiş olmalı ve borçlu, alacaklının ihtarına rağmen veya sözleşmedeki sürenin dolmasına rağmen edimini yerine getirmemiş olmalıdır.
- Edimin Başkası Tarafından İfaya Uygun Olması: Borç, sadece borçlunun kişisel yetenekleri veya şahsi özellikleriyle yerine getirilebilecek bir iş olmamalıdır. Örneğin, ünlü bir ressamın tablo yapma borcu başkasına yaptırılamayacağı için nama ifaya konu olamaz; ancak bir binanın boyanması veya kaba inşaatının tamamlanması her uzman tarafından yapılabileceği için nama ifaya uygundur.
- Mahkemeden İzin Alınması: Alacaklı, borçluya sormadan işi kendisi yapıp masrafları doğrudan talep edemez (acil durumlar ve özel sözleşme hükümleri hariç). Mutlaka hakimden bu yönde bir “izin kararı” almalıdır.
3. İnşaat Hukukunda Nama İfaya İzin Uygulamaları
Nama ifa davasının en sık görüldüğü alan Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleridir. Müteahhidin inşaatı sözleşmede kararlaştırılan seviyeye getirmemesi, eksik iş bırakması veya iskân (yapı kullanma izni) almaması durumunda arsa sahipleri bu davayı açarlar.
Bu süreçte mahkeme; inşaatın mevcut durumunu tespit etmek için bilirkişi incelemesi yaptırır. Bilirkişi, inşaatın tamamlanması için gereken kalemleri ve bu kalemlerin 2026 yılı piyasa rayiçlerine göre maliyetini hesaplar. Hakim, alacaklıya (arsa sahibine) bu eksiklikleri gidermesi için yetki verirken aynı zamanda borçlunun (müteahhidin) varsa henüz devredilmemiş tapu paylarının veya hakedişlerinin bu masraflara karşılık tutulmasına da karar verebilir.
4. Yargılama Usulü ve İspat Yükü
Nama ifaya izin davası, borçlunun yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa edileceği yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (taraflar tacir ise Asliye Ticaret Mahkemesi’nde) açılır.
- Deliller: Sözleşme aslı, noterden çekilen ihtarname, belediye kayıtları ve en önemlisi bilirkişi raporu davanın temelini oluşturur.
- Keşif ve Bilirkişi: Mahkeme, edimin konusunu yerinde inceler. 2026 yılı yargılama standartlarında, bilirkişi raporlarının güncel malzeme fiyatlarını (demir, beton, işçilik maliyetleri vb.) ve enflasyon farklarını içermesi davanın başarısı için hayati önem taşır.
- Avans Talebi: Alacaklı, işi yapacak maddi gücü yoksa, mahkemeden masrafların borçludan “avans” olarak tahsil edilmesini de talep edebilir.
5. Masrafların Borçludan Tahsili ve Avans Ödenmesi
Nama ifaya izin davasının en kritik bölümü masrafların kimin tarafından karşılanacağıdır. Kural olarak masraf borçluya aittir. Ancak alacaklı işi kendi imkanlarıyla tamamladıktan sonra bir de “tazminat davası” ile uğraşmak istemeyebilir.
Bu nedenle, davanın dilekçesinde “masrafların borçludan tahsili ile tarafımıza avans olarak verilmesi” talebi mutlaka yer almalıdır. Mahkemece belirlenen tahmini bedel, borçlunun mal varlığından (veya müteahhitlik sözleşmelerinde borçluya düşecek bağımsız bölümlerin satışından) elde edilerek alacaklıya verilir. Alacaklı bu parayla eksik işleri tamamlar ve iş bitiminde mahkemeye kesin hesap dökümü sunar. Eğer avans olarak alınan para artarsa borçluya iade edilir, eksik kalırsa borçludan talep edilir.
6. Nama İfaya İzin Kararının Sonuçları
Mahkemeden alınan izin kararı ile alacaklı, artık borçlunun rızasına ihtiyaç duymaksızın işi tamamlar. Bu kararın sonuçları şunlardır:
- Gecikme Tazminatı Hakkı: Nama ifa süreci devam ederken, işin geç tamamlanmasından dolayı doğan gecikme tazminatı (kira kaybı vb.) hakları saklı kalır.
- Borçlunun Engelleme Yasağı: Borçlu, mahkeme kararıyla yetkilendirilen alacaklının işi yapmasına engel olamaz; aksi takdirde kolluk gücü (polis/jandarma) yardımıyla müdahale edilebilir.
- Hukuki Meşruiyet: Alacaklı, borçluya ait alanda yaptığı harcamaları ve değişiklikleri hukuka uygun bir zeminde yapmış sayılır ve haksız işgal veya mülkiyete tecavüz iddialarından kurtulur.
7. 2026 Yılı Piyasa Koşullarında Nama İfaya İzin Stratejisi
2026 yılındaki ekonomik konjonktürde, malzeme fiyatlarındaki hızlı değişimler “sabit bedelli” izin kararlarını riskli hale getirebilmektedir. Bu nedenle gayrimenkul ve borçlar hukuku uzmanları, mahkemeden alınan yetkinin sadece “belirli bir rakam” üzerinden değil, “işin eksiksiz tamamlanması için gereken tüm harcamalar” şeklinde esnek bir yapıda formüle edilmesini tavsiye etmektedir. Ayrıca, borçlunun iflası veya mal kaçırma ihtimaline karşı, dava açılır açılmaz borçlunun taşınmazları veya banka hesapları üzerine İhtiyati Tedbir konulması, masrafların tahsil edilebilmesi için elzemdir.
8. Nama İfa ile Sözleşmenin Feshi Arasındaki Fark
Alacaklı için nama ifa yoluna gitmek bir tercihtir. Borçlu edimini yerine getirmediğinde alacaklı;
- Sözleşmeden dönebilir (fesih) ve verdiği her şeyi geri isteyebilir,
- Sadece tazminat isteyebilir,
- Veya sözleşmeyi ayakta tutarak nama ifa yoluyla işin bitirilmesini talep edebilir.
Eğer taşınmazın değeri veya projenin konumu alacaklı için kıymetliyse ve sözleşmenin feshi ekonomik olarak zararlı olacaksa, nama ifaya izin davası en rasyonel çözümdür. Bu yol, özellikle %80-90 seviyelerine gelmiş ancak müteahhit tarafından terk edilmiş binalarda, arsa sahiplerinin mülkiyet haklarını koruyan en güçlü zırhtır.
Sonuç olarak nama ifaya izin davası, “yapılmayan bir işi yargı gücüyle yaptırma” sanatıdır. Doğru bir bilirkişi raporu ve stratejik bir avans talebiyle, yıllarca süren inşaat mağduriyetleri bu dava sayesinde hukuki bir çözüme kavuşturulabilir.

Bir yanıt yazın